İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 64 / 765
64

istimdâdını ve en büyük suâlini cevabsız bıraksın! Rubûbiyet’in haşmetini, ibâdının hukukunu muhâfaza etmekle muhâfaza etmesin!.. Hâlbuki, şu fânî dünyada kısa bir hayat geçiren insan, öyle bir adâletin hakikatine mazhar olamaz ve olamıyor. Belki bir Mahkeme-i Kübrâ’ya bırakılıyor.

Zîra, hakîki adâlet ister ki; şu küçücük insan, şu küçüklüğü nisbetinde değil, belki cinayetinin büyüklüğü, mâhiyetinin ehemmiyeti ve vazifesinin azameti nisbetinde mükâfât ve mücâzât görsün. Mâdem, şu fânî, geçici dünya; ebed için halk olunan insan hususunda öyle bir adâlet ve hikmete mazhariyetten çok uzaktır... Elbette Âdil olan o Zât-ı Celîl-i Zülcemâl’in ve Hakîm olan o Zât-ı Cemîl-i Zülcelâl’in dâimî bir Cehennemi ve ebedî bir Cennet’i bulunacaktır.

Dördüncü Hakikat

DÖRDÜNCÜ HAKİKAT:

Bâb-ı Cûd ve Cemâl’dir. İsm-i Cevvâd ve Cemîl’in cilvesidir.

Hiç mümkün müdür ki; nihâyetsiz cûd ve sehàvet, tükenmez servet, bitmez hazineler, misilsiz sermedî cemâl, kusursuz ebedî kemâl; bir dâr-ı saâdet ve mahall-i ziyâfet içinde dâimî bulunacak olan muhtaç şâkirleri, müştâk âyinedârları, mütehayyir seyircileri istemesinler!

Evet, Dünya yüzünü bu kadar müzeyyen masnûâtıyla süslendirmek, Ay ile Güneş’i lamba yapmak, yeryüzünü bir sofra-i ni'met ederek mat'ûmâtın en güzel çeşitleriyle doldurmak, meyveli ağaçları birer kab yapmak, her mevsimde birçok defalar tecdîd etmek; hadsiz bir cûd ve sehàveti gösterir.

Böyle nihâyetsiz bir cûd ve sehàvet, öyle tükenmez hazineler ve rahmet, hem dâimî, hem arzu edilen herşey içinde bulunur bir dâr-ı ziyâfet ve mahall-i saâdet ister.

Hem kat'î ister ki; o ziyâfetten telezzüz edenler, o mahall-i saâdette devam etsinler, ebedî kalsınlar. Tâ, zevâl ve firâkla elem çekmesinler. Çünkü; zevâl-i elem lezzet olduğu gibi, zevâl-i lezzet dahi elemdir. Öyle sehàvet, elem çektirmek istemez. Demek, ebedî bir Cennet’i, hem içinde ebedî muhtaçları ister.

Çünkü; nihâyetsiz cûd ve sehà, nihâyetsiz ihsân etmek ister, ni'metlendirmek ister. Nihâyetsiz ihsân ve ni'metlendirmek ise, nihâyetsiz minnetdârlık, ni'metlenmek ister. Bu ise, ihsâna mazhar olan şahsın devam-ı vücûdunu ister. Tâ, dâimî tena'umla, o dâimî in'âma karşı şükür ve minnetdârlığını göstersin. Yoksa, zevâl ile acılaşan cüz'i bir telezzüz, kısacık bir zamanda öyle bir cûd u sehànın muktezâsıyla kàbil-i tevfik değildir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.