İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 63 / 765
63

Hâlbuki, bu muvakkat dünyada o hikmet, o adâlete lâyık binden biri, insanda icra edilmiyor, te'hir ediliyor. Ehl-i dalâletin çoğu ceza almadan; ehl-i hidayetin de çoğu mükâfât görmeden buradan göçüp gidiyorlar.

Demek, bir Mahkeme-i Kübrâ’ya, bir saâdet-i uzmâya bırakılıyor.

Evet, görünüyor ki: Şu âlemde tasarruf eden Zât, nihâyetsiz bir hikmetle iş görüyor. Ona bürhân mı istersin? Herşeyde maslahat ve fâidelere riâyet etmesidir. Görmüyor musun ki; insanda bütün a'zâ, kemikler ve damarlarda, hattâ bedenin hüceyrâtında, her yerinde, her cüz'ünde faydalar ve hikmetlerin gözetilmesi; hattâ bazı a'zâsı, bir ağacın ne kadar meyveleri varsa, o derece o uzva hikmetler ve faydalar takması gösteriyor ki; nihâyetsiz bir hikmet eliyle iş görülüyor.

Hem herşeyin san'atında nihâyet derecede intizam bulunması gösterir ki; nihâyetsiz bir hikmet ile iş görülüyor. Evet, güzel bir çiçeğin dakîk programını, küçücük bir tohumunda dercetmek, büyük bir ağacın sahife-i a'mâlini, tarihçe-i hayatını, fihriste-i cihâzâtını küçücük bir çekirdekte manevî kader kalemiyle yazmak; nihâyetsiz bir hikmet kalemi işlediğini gösterir.

Hem herşeyin hilkatinde gayet derecede hüsn-ü san'at bulunması, nihâyet derecede hakîm bir Sâni'in nakşı olduğunu gösterir. Evet, şu küçücük insan bedeni içinde bütün kâinâtın fihristesini, bütün hazâin-i rahmetin anahtarlarını, bütün esmâlarının âyinelerini dercetmek; nihâyet derecede bir hüsn-ü san'at içinde bir hikmeti gösterir.

Şimdi, hiç mümkün müdür ki; şöyle icraat-ı Rubûbiyet’te hâkim bir Hikmet; o Rubûbiyet’in kanadına ilticâ eden ve îmân ile itâat edenlerin taltifini istemesin ve ebedî taltif etmesin!

Hem, adâlet ve mîzan ile iş görüldüğüne bürhân mı istersin? Herşeye, hassas mîzanlarla, mahsûs ölçülerle vücûd vermek, sûret giydirmek, yerli yerine koymak; nihâyetsiz bir adâlet ve mîzan ile iş görüldüğünü gösterir.

Hem, her hak sâhibine isti'dâdı nisbetinde hakkını vermek, yani vücûdunun bütün levâzımatını, bekàsının bütün cihâzâtını en münâsib bir tarzda vermek; nihâyetsiz bir adâlet elini gösterir.

Hem, isti'dâd lisânıyla, ihtiyac-ı fıtrî lisânıyla, ıztırar lisânıyla suâl edilen ve istenilen herşeye dâimî cevab vermek; nihâyet derecede bir adl ve hikmeti gösteriyor.

Şimdi hiç mümkün müdür ki; böyle en küçük bir mahlûkun, en küçük bir hâcetinin imdâdına koşan bir adâlet ve hikmet; insan gibi en büyük bir mahlûkun bekà gibi en büyük bir hâcetini mühmel bıraksın! En büyük

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.