İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 656 / 765
656

dolduran zîhayatların vücûdunu inkâr etmeli ve yüz derece hayvandan aşağı düşmeli. Hayat mertebesinden düşüp, câmid bir câhil-i echel olmalı.

Yirmidördüncü Pencere

Yirmidördüncü Pencere

﴿ لَٓااِلٰهَ اِلَّاهُوَ كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴾

Mevt, hayat kadar bir bürhân-ı Rubûbiyet’tir. Gayet kuvvetli bir hüccet-i Vahdâniyet’tir. ﴾ اَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ ﴿ delâletince, mevt; adem, i'dâm, fenâ, hiçlik, fâilsiz bir inkırâz değil, belki bir Fâil-i Hakîm tarafından hizmetten terhis ve tahvîl-i mekân ve tebdil-i beden ve vazifeden paydos ve haps-i bedenden âzâd etmek ve muntazam bir eser-i hikmet olduğu, “Birinci Mektûb” da gösterilmiştir.

Evet, nasıl zemin yüzündeki masnûât ve zîhayatlar ve hayatdâr zemin yüzü, bir Sâni'-i Hakîm’in vücûb-u vücûduna ve vahdâniyetine şehâdet ediyorlar. Öyle de, o zîhayatlar ölümleriyle bir Hayy-ı Bâkî’nin sermediyetine ve vâhidiyetine şehâdet ediyorlar. “Yirmiikinci Söz” de mevt, gayet kuvvetli bir bürhân-ı vahdet ve bir hüccet-i sermediyet olduğu isbât ve izâh edildiğinden, şu bahsi o Söz’e havâle edip, yalnız mühim bir nüktesini beyân edeceğiz. Şöyle ki:

Nasıl zîhayatlar, vücûdları ile bir Vâcibü'l-Vücûd’un vücûduna delâlet ediyorlar. Öyle de, o zîhayatlar, ölümleri ile bir Hayy-ı Bâkî’nin sermediyetine, vâhidiyetine şehâdet ediyorlar. Meselâ; yalnız bir tek zîhayat olan zemin yüzü, intizamâtı ile, ahvâliyle Sâni'i gösterdiği gibi, öldüğü vakit; yani kış, beyaz kefeni ile ölmüş o zemin yüzünü kapaması ile nazar-ı beşeri ondan çeviriyor. Veyâhut nazar, o giden bahar cenazesinin arkasından mâziye gider, daha geniş bir manzarayı gösterir. Yani, herbiri birer mu'cize-i kudret olan zemin dolusu bütün geçen baharlar misillû, yeni gelecek birer hàrika-i kudret ve birer hayatdâr zemin olan, bahar dolusu hayatdâr mevcûdât-ı arziyenin gelmelerini ihsâs ve vücûdlarına şehâdet ettiklerinden; öyle geniş bir mikyâsta, öyle parlak bir sûrette, öyle kuvvetli bir derecede bir Sâni'-i Zülcelâl’in, bir Kadîr-i Zülkemâl’in, bir Kayyûm-u Bâkî’nin, bir Şems-i Sermedî’nin vücûb-u vücûduna ve vahdetine ve bekà ve sermediyetine şehâdet ederler ve öyle parlak delâili gösterirler ki, ister istemez bedâhet derecesinde آمَنْتُ بِاللّٰهِ الْوَاحِدِ الْاَحَدِ dedirtir.

Elhâsıl: ﴾ وَيُحْيِي الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ﴿ sırrınca; hayatdâr bu zemin, bir baharda Sâni'a şehâdet ettiği gibi; onun ölmesiyle, zamanın geçmiş ve

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.