İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 272 / 765
272

sen vesveseyi at. Şeytana de ki: “Şu hâl, bir harecdir. Hakikat-i hâle muttali' olmak güçtür. Dindeki yüsre münâfîdir. (لَاحَرَجَ فِي الدِّينِ) (اَلدِّينُ يُسْرٌ) esâsına muhâliftir. Elbette böyle amelim bir mezheb-i hakka muvâfık gelir. O bana kâfîdir. Hem lâakal ben aczimi itiraf ederek ibâdeti lâyıkı vechile edâ edemediğimden istiğfar ve tazarru ile merhamet-i İlâhiye’ye dehàlet edip, kusurum affolunmak, kusurlu amelim kabûl olunmak için mütezellilâne bir niyâza vesiledir.”

Beşinci Vecih

BEŞİNCİ VECİH: Mesâil-i îmâniyede şübhe sûretinde gelen vesvesedir. Bîçâre vesveseli adam, bazen tahayyülü, taakkul ile iltibas eder. Yani; hayâle gelen bir şübheyi, akla girmiş bir şübhe tevehhüm edip i'tikàdına halel gelmiş zanneder. Hem bazen tevehhüm ettiği bir şübheyi, îmâna zarar veren bir şek zanneder. Hem bazen tasavvur ettiği bir şübheyi, tasdik-i aklîye girmiş bir şübhe zanneder. Hem bazen bir emr-i küfrîde tefekkürü, küfür zanneder. Yani dalâletin esbâbını anlamak sûretinde kuvve-i müfekkirenin cevelânını ve tedkîkàtını ve bîtarafâne muhâkemesini, hilâf-ı îmân zanneder. İşte telkinât-ı şeytaniyenin eseri olan şu zanlardan ürkerek: “Eyvâh! Kalbim bozulmuş, i'tikàdıma halel gelmiş.” der. O hâller, gâliben, ihtiyarsız olduğundan cüz'-i ihtiyarîsiyle ıslah edemediğinden ye'se düşer. Bu yaranın merhemi şudur ki:

Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tevehhüm-ü küfür dahi küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet, dalâlet olmadığı gibi; tefekkür-ü dalâlet dahi dalâlet değildir. Çünkü; hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür; tasdik-i aklîden ve iz'ân-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler. Cüz'-i ihtiyariyeyi pek dinlemiyorlar. Teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz'ân, öyle değiller. Bir mîzana tâbidirler. Hem tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür, nasıl ki tasdik ve iz'ân değiller. Öyle de, şübhe ve tereddüd sayılmazlar. Fakat eğer lüzumsuz tekrar ede ede müstakırr bir hâle gelse, o vakit hakîki bir nev'i şübhe, ondan tevellüd edebilir. Hem bîtarafâne muhâkeme nâmıyla veya insaf nâmına deyip, şıkk-ı muhâlifi iltizam ede ede, tâ öyle bir hâle gelir ki, ihtiyarsız taraf-ı muhâlifi iltizam eder. Ona vâcib olan hakkın iltizamı kırılır. O da tehlikeye düşer. Hasmın veya şeytanın bir vekil-i fuzûlîsi olacak bir hâlet, zihninde takarrür eder.

Şu nev'i vesvesenin en mühimmi budur ki: Vesveseli adam, imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi birbiriyle iltibas eder. Yani bir şeyi zâtında mümkün görse, o şeyi zihnen dahi mümkün ve aklen meşkûk tevehhüm eder. Hâlbuki, ilm-i kelâmın kaidelerindendir ki: İmkân-ı zâtî ise, yakìn-i ilmiye

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.