İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 360 / 765
360

Elcevab: Eğer muâraza mümkün olsaydı alâ-külli hâl kat'î teşebbüs edilecekti. Çünkü; izzet ve nâmus mes'elesi, can ve mal tehlikesi vardı. Eğer teşebbüs edilseydi alâ-külli hâl kat'î tarafdâr pek çok bulunacaktı. Çünkü: Hakka muârız ve muannid dâima kesretli idi. Eğer tarafdâr bulsaydı, alâ-külli hâl iştihâr bulacaktı. Çünkü; küçük bir mücâdele, beşerin nazar-ı istiğrabını celbedip destanlarda iştihâr eder. Şöyle acîb bir mücâdele ve vukûât ise, gizli kalamaz. İslâmiyet aleyhinde tâ en çirkin ve en şeni' şeylere kadar nakledilir, meşhûr olur. Hâlbuki muârazaya dair Müseylime-i Kezzâb’ın bir-iki fıkrasından başka nakledilmemiş. O Müseylime’de çendan belâğat varmış. Fakat hadsiz bir hüsn-ü cemâle mâlik olan beyân-ı Kur'ân’a nisbet edildiği için onun sözleri hezeyan sûretinde tarihlere geçmiştir.

İşte Kur'ân’ın belâğatındaki i'câz, kat'iyyen iki kere iki dört eder gibi mevcûddur ki; iş böyle oluyor.

#### İkinci Suret

İkinci Sûret: Belâğatındaki i'câz-ı Kur'ânî’nin hikmetini Beş Nokta’ da beyân edeceğiz.

##### Birinci Nokta

Birinci Nokta: Kur'ân’ın nazmında bir cezâlet-i hàrika var. O nazımdaki cezâlet ve metâneti, “İşârâtü'l-İ'câz” baştan aşağıya kadar bu cezâlet-i nazmiyeyi beyân eder.

Saatin; sâniye, dakika, saati sayan ve birbirinin nizâmını tekmîl eden ne ise, Kur'ân-ı Hakîm’in herbir cümledeki, hey'âtındaki nazım ve kelimelerindeki nizâm ve cümlelerin birbirine karşı münâsebâtındaki intizamı öyle bir tarzda “İşârâtü'l-İ'câz” da âhirine kadar beyân edilmiştir. Kim isterse ona bakabilir ve bu nazımdaki cezâlet-i hàrikayı bu sûrette görebilir. Yalnız bir-iki misâl bir cümlenin hey'âtındaki nazmı göstermek için zikredeceğiz.

Meselâ: ﴾ وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ ﴿ Bu cümlede azâbı dehşetli göstermek için, en azının şiddetle te'sirini göstermekle göstermek ister. Demek taklîli ifâde edecek; cümlenin bütün hey'etleri de bu taklîle bakıp ona kuvvet verecek.

İşte ﴾ لَئِنْ ﴿ lafzı, teşkîktir. Şek, kıllete bakar. ﴾ مَسَّ ﴿ lafzı, azıcık dokunmaktır. Yine kılleti ifâde eder. ﴾ نَفْحَةٌ ﴿ lafzı, maddesi bir kokucuk olup kılleti ifâde ettiği gibi; sîgası, bire delâlet eder. Masdar-ı merre tâbir-i sarfiyesinde “biricik” demektir. Kılleti ifâde eder. ﴾ نَفْحَةٌ ﴿ daki tenvin-i tenkîrî, taklîli içindir ki, o kadar küçük ki, bilinemiyor demektir. ﴾ مِنْ ﴿

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.