İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 361 / 765
361

lafzı, teb'îz içindir. Bir parça demektir. Kılleti ifâde eder. ﴾ عَذَابِ ﴿ lafzı, nekâl, ikàba nisbeten hafif bir nev'i cezadır ki, kıllete işâret eder. ﴾ رَبِّكَ ﴿ lafzı, Kahhâr, Cebbâr, Müntakìm’e bedel yine şefkati ihsâs etmekle kılleti işâret ediyor.

İşte “Bu kadar kılletteki bir parça azâb böyle te'sirli ise, ikàb-ı İlâhî ne kadar dehşetli olur kıyâs edebilirsiniz.” diye ifâde eder. İşte şu cümlede küçük hey'etler nasıl birbirine bakıp yardım eder. Maksad-ı küllîyi, herbiri kendi lisânıyla takviye eder. Şu misâl bir derece lafız ve maksada bakar.

İkinci misâl: ﴾ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ﴿ Şu cümlenin hey'âtı, sadakanın şerâit-i kabûlünün beşine işâret eder.

Birinci şart: Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki: ﴾ وَمِمَّا ﴿ lafzındaki مِنْ -i teb'îz ile o şartı ifâde eder.

İkinci şart: Ali’den alıp Velî’ye vermek değil, belki kendi malından vermektir. Şu şartı ﴾ رَزَقْنَاهُمْ ﴿ lafzı ifâde ediyor. “Size rızık olandan veriniz.” demektir.

Üçüncü şart: Minnet etmemektir. Şu şarta ﴾ رَزَقْنَا ﴿ daki ﴾ نَا ﴿ lafzı işâret eder. Yani: “Ben size rızkı veriyorum. Benim malımdan benim abdime vermekte minnetiniz yoktur.”

Dördüncü şart: Öyle adama veresin ki, nafakasına sarfetsin. Yoksa sefâhete sarfedenlere sadaka makbûl olmaz. Şu şarta ﴾ يُنْفِقُونَ ﴿ lafzı işâret ediyor.

Beşinci şart: Allah nâmına vermektir ki, ﴾ رَزَقْنَاهُمْ ﴿ ifâde ediyor. Yani “Mal benimdir, benim nâmımla vermelisiniz.” Şu şartlarla beraber tevsî' de var. Yani sadaka nasıl mal ile olur; ilim ile dahi olur. Kavl ile, fiil ile, nasihat ile de oluyor. İşte şu aksâma ﴾ مِمَّا ﴿ lafzındaki ﴾ مَا ﴿ umumiyetiyle işâret ediyor. Hem şu cümlede bizzat işâret ediyor. Çünkü; mutlaktır, umumu ifâde eder.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.