Bu bir sırr-ı azîmdir, ona remz u işâret: Fahr-i Rusül demiştir: “İsâ, Şer'imle amel edip ümmetimden olacak!” ∗∗∗
23. Tebeî Nazar, Muhâli Mümkün Görür
Tebeî Nazar, Muhâli Mümkün Görür
Meşhûrdur ki; îdin hilâline bakardı cemâat-i kesîre. Kimse bir şey görmedi.
Zevâlî bir ihtiyar yemîn etti ki: “Gördüm.” Hâlbuki gördüğü, kirpiğinin tekavvüs etmiş beyaz bir kılı idi.
O kıl oldu onun hilâli. O mukavves kıl nerede! Hilâl olmuş Kamer nerede! Ger anladın şu remzi:
Zerrâttaki harekât, kirpik-i aklın olmuş, birer kıl-ı zulmetdâr.. kör etmiş maddî gözü.
Teşkil-i cümle envâ' fâilini göremez, düşer başına dalâl.
O hareket nerede! Nazzâm-ı kevn nerede! Onu ona vehmetmek, muhâldir ender muhâl!.. ∗∗∗
24. Kur'ân Âyine İster, Vekil İstemez
Kur'ân Âyine İster, Vekil İstemez
Ümmetteki cumhûru, hem avâmın umumu; bürhândan ziyâde me'hazdeki kudsiyet, şevk-i itâat verir, sevkeder imtisale.
Şerîat: Yüzde doksanı; müsellemât-ı şer'î, zarûriyât-ı dinî, birer elmas sütundur.
İctihâdî, hilâfî, fer'î olan mesâil; yüzde ancak on olur. Doksan elmas sütunu, on altının sâhibi
Kesesine koyamaz, ona tâbi kılamaz. Elmasların mâdeni: Kur'ân ve hem Hadîs’tir. O’nun malı.. oradan her zaman istemeli.
Kitaplar, ictihâdlar Kur'ân’ın âyinesi, yâhut dûrbîn olmalı. Gölge, vekil istemez o Şems-i Mu'ciz-beyân. ∗∗∗
25. Mübtıl, Bâtılı Hak Nazarıyla Alır
Mübtıl, Bâtılı Hak Nazarıyla Alır
İnsandaki fıtratı mükerrem olduğundan, kasden hakkı arıyor. Bazen gelir eline, bâtılı hak zanneder; koynunda saklıyor...
Hakikati kazarken, ihtiyarı olmadan dalâl düşer başına; hakikattir zanneder, kafasına geçirir. ∗∗∗
