Kanun-u Adl, Kanun-u İhâta-i İlmî gibi pekçok muazzam kanunların görünen uçları arkalarında birer İsm-i A'zam ve o İsm-i A'zam’ın tecellî-i a'zamını gösteriyorlar. Ve o tecellîden anlaşılıyor ki:
Sâir mevcûdât gibi şu dünyadaki tahavvülât-ı zerrât dahi, gayet àlî hikmetler için kaderin çizdiği hudud üzerine kudretin verdiği evâmir-i tekvîniyeye göre hassas bir mîzan-ı ilmî ile cevelân ediyorlar. Âdeta başka yüksek bir âleme (Hâşiye) [^10] gitmeye hazırlanıyorlar. Öyle ise; zîhayat cisimler, o seyyah zerrelere güyâ birer mekteb, birer kışla, birer misâfirhâne-i terbiye hükmündedir. Ve öyle olduğuna bir hads-i sâdıkla hükmedilebilir.
[^10]: (Hâşiye) Çünkü: Bilmüşâhede gayet cevvâdâne bir fa'âliyetle şu âlem-i kesif ve süflîde pek kesretle nur-u hayatı serpmek ve iş'âl etmek, hattâ en hasîs maddelerde ve teaffün etmiş cisimlerde kesretle taze bir nur-u hayatı ışıklandırmak, o kesif ve hasîs maddeleri nur-u hayatla letâfetlendirmek, cilâlandırmak; sarâhate yakın işâret ediyor ki: Gayet latîf, ulvî, nazîf, hayatdâr diğer bir âlemin hesabına şu kesif, câmid âlemi; zerrâtın hareketiyle, hayatın nuruyla cilâlandırıyor, eritiyor, güzelleştiriyor. Güyâ latîf bir âleme gitmek için, zînetlendiriyor. İşte, beşer haşrini aklına sığıştıramayan dar akıllı adamlar, Kur'ân'ın nuruyla rasad etseler görecekler ki: Bütün zerrâtı bir ordu gibi haşredecek kadar muhît bir "Kanun-u Kayyûmiyet" görünüyor. Bilmüşâhede tasarruf ediyor.
Elhâsıl
Elhâsıl: Birinci Söz’de denildiği ve isbât edildiği gibi; herşey “Bismillâh” der. İşte bütün mevcûdât gibi herbir zerre ve zerrâtın herbir tâifesi ve mahsûs herbir cemâati, lisân-ı hâl ile “Bismillâh” der, hareket eder.
Evet, geçmiş üç nokta sırrıyla, herbir zerre, mebde'-i hareketinde lisân-ı hâl ile بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ der. Yani: “Ben, Allah’ın nâmıyla, hesabıyla, ismiyle, izniyle, kuvvetiyle hareket ediyorum.” Sonra netice-i hareketinde, herbir masnû' gibi herbir zerre, herbir tâifesi, lisân-ı hâl ile ﴾ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿ der ki, bir kaside-i medhiye hükmünde olan san'atlı bir mahlûkun nakşında, kudretin küçük bir kalem ucu hükmünde kendini gösterir. Belki herbiri; manevî, Rabbânî, muazzam hadsiz başlı bir fonoğrafın birer plağı hükmünde olan masnû'ların üstünde dönen ve Tahmîdât-ı Rabbâniye kasideleriyle o masnûâtı konuşturan ve Tesbihât-ı İlâhiye neşîdelerini okutturan birer iğne başı sûretinde kendini gösteriyorlar.
