İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 493 / 765
493

Birinci Maksad

Birinci Maksad

Melâikenin tasdiki, îmânın bir rüknüdür. Şu maksadda dört nükte-i esâsiye vardır.

Birinci Esâs

Birinci Esâs

Vücûdun kemâli, hayat iledir. Belki vücûdun hakîki vücûdu, hayat iledir. Hayat, vücûdun nurudur. Şuûr, hayatın ziyâsıdır. Hayat, herşeyin başıdır ve esâsıdır. Hayat, herşeyi herbir zîhayat olan şeye mal eder. Bir şeyi bütün eşyaya mâlik hükmüne geçirir. Hayat ile bir şey-i zîhayat diyebilir ki: “Şu bütün eşya, malımdır. Dünya, hânemdir. Kâinât, Mâlikim tarafından verilmiş bir mülkümdür.”

Nasıl ki ziyâ, ecsâmın görülmesine sebebdir ve renklerin –bir kavle göre– sebeb-i vücûdudur. Öyle de, hayat dahi mevcûdâtın keşşâfıdır. Keyfiyâtın tahakkukuna sebebdir. Hem cüz'î bir cüz'ü, küll ve küllî hükmüne getirir. Ve küllî şeyleri bir cüz'e sığıştırmaya sebebdir. Ve hadsiz eşyayı, iştirâk ve ittihâd ettirip bir vahdete medâr, bir rûha mazhar yapmak gibi, kemâlât-ı vücûdun umumuna sebebdir. Hattâ hayat, kesret tabakàtında bir çeşit tecellî-i Vahdet’tir ve kesrette Ehadiyet’in bir âyinesidir. Bak, hayatsız bir cisim, büyük bir dağ dahi olsa yetîmdir, garîbdir, yalnızdır. Münâsebeti yalnız oturduğu mekân ile ve ona karışan şeyler ile vardır. Başka kâinâtta ne varsa o dağa nisbeten ma'dûmdur. Çünkü; ne hayatı var ki, hayat ile alâkadar olsun; ne şuûru var ki, taalluk etsin. Şimdi bak küçücük bir cisme, meselâ; balarısına.. Hayat ona girdiği ânda bütün kâinâtla öyle münâsebet te'sis eder ki, bütün kâinâtla, hususan zeminin çiçekleriyle ve nebâtâtları ile öyle bir ticâret akdeder ki, diyebilir: “Şu arz, benim bahçemdir, ticârethânemdir.”

İşte, zîhayattaki meşhûr havâs-ı zâhire ve bâtına duygularından başka, gayr-ı meş'ûr, sâika ve şâika hisleriyle beraber o arı, dünyanın ekser envâ'ıyla ihtisas ve ünsiyet ve mübâdele ve tasarrufa sâhib olur. İşte, en küçük zîhayatta hayat böyle te'sirini gösterse, elbette hayat, tabaka-i insaniye olan en yüksek mertebeye çıktıkça; öyle bir inbisat ve inkişaf ve tenevvür eder ki; hayatın ziyâsı olan şuûr ile, akıl ile bir insan, kendi hânesindeki odalarda gezdiği gibi, o zîhayat, kendi aklı ile avâlim-i ulviyede ve rûhiyede ve cismâniyede gezer. Yani, o zîşuûr ve zîhayat, ma'nen o âlemlere misâfir gittiği gibi, o âlemler dahi o zîşuûrun mir'ât-ı rûhuna misâfir olup irtisam ve temessül ile geliyorlar.

Hayat, Zât-ı Zülcelâl’in en parlak bir bürhân-ı vahdeti ve en büyük bir mâden-i ni'meti ve en latîf bir tecellî-i merhameti ve en hafî ve bilinmez bir nakş-ı nezîh-i san'atıdır. Evet, hafî ve dakîktir. Çünkü; envâ'-ı hayatın

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.