Hatime
Hâtime
Geçen Oniki Hakikat, birbirini te'yid eder, birbirini tekmîl eder, birbirine kuvvet verir. Bütün onlar birden ittihâd ederek neticeyi gösterir. Hangi vehmin haddi var; şu demir gibi, belki elmas gibi Oniki Muhkem Sûrlar’ı delip geçebilsin. Tâ, hısn-ı hasînde olan haşr-i îmânîyi sarssın!
﴾ مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ ﴿ âyet-i kerîmesi ifâde ediyor ki: “Bütün insanların halkolunması ve haşredilmesi, kudret-i İlâhiye’ye nisbeten, bir tek insanın halkı ve haşri gibi âsândır.” Evet öyledir. “Nokta” nâmında bir risalede Haşir bahsinde şu âyetin ifâde ettiği hakikati tafsîlen yazmışım. Burada yalnız bir kısım temsîlâtıyla hülâsasına bir işâret edeceğiz. Eğer istersen o “Nokta” ya müracaat et.
Meselâ: ﴾ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى ﴿ –temsîlde kusur yok– Nasıl ki, “nurâniyet sırrıyla ” güneşin cilvesi –kendi ihtiyarıyla– olsa da, bir zerreye sühûletle verdiği cilveyi, aynı sühûletle hadsiz şeffâfata da verir.
Hem, “şeffâfiyet sırrıyla” bir zerre-i şeffâfenin küçük göz bebeği güneşin aksini almasında, denizin geniş yüzüne müsâvîdir.
Hem “intizam sırrıyla” bir çocuk, parmağıyla gemi sûretindeki oyuncağını çevirdiği gibi; kocaman bir diritnotu da çevirir.
Hem “imtisal sırrıyla” bir kumandan, bir tek neferi bir arş emriyle tahrîk ettiği gibi; bir koca orduyu da aynı kelime ile tahrîk eder.
Hem “muvâzene sırrıyla” cevv-i fezâda bir terâzi ki, öyle hakîki hassas ve o derece büyük farzedelim ki; iki ceviz terâzinin iki gözüne konulsa hisseder. Ve iki güneşi de istiâb edip tartar. O iki kefesinde bulunan iki cevizi, birini semâvâta, birini yere indiren aynı kuvvetle, iki şems bulunsa; birini arşa, diğerini ferşe kaldırır, indirir.
Mâdem şu âdi, nâkıs, fânî mümkinâtta “nurâniyet” ve “şeffâfiyet” ve “intizam” ve “imtisal” ve “muvâzene” sırlarıyla en büyük şey en küçük şeye müsâvî olur. Hadsiz, hesabsız şeyler bir tek şeye müsâvî görünür.
