بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
وَالصَّلٰوةُ عَلٰى سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ وَعَلٰى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
01. Tevhid’in İki Bürhân-ı Muazzamı
Tevhid’in İki Bürhân-ı Muazzamı
Şu kâinât tamamıyla bir bürhân-ı muazzamdır. Lisân-ı gayb, şehâdetle müsebbihdir, muvahhiddir. Evet Tevhid-i Rahmân’la, büyük bir sesle zâkirdir ki:
LÂ İLÂHE İLLÂ HÛ...
Bütün zerrât hüceyrâtı, bütün erkân ve a'zâsı birer lisân-ı zâkirdir; o büyük sesle beraber der ki:
LÂ İLÂHE İLLÂ HÛ...
O dillerde tenevvü' var, o seslerde merâtib var. Fakat bir noktada toplar, onun zikri, onun savtı ki:
LÂ İLÂHE İLLÂ HÛ...
Bu bir insan-ı ekberdir, büyük sesle eder zikri; bütün eczâsı, zerrâtı, küçücük sesleriyle, o bülend sesle beraber der ki:
LÂ İLÂHE İLLÂ HÛ...
Şu âlem halka-i zikri, içinde okuyor Aşr’ı, şu Kur'ân maşrık-ı nuru. Bütün zîrûh eder fikri ki:
LÂ İLÂHE İLLÂ HÛ...
Bu Furkàn-ı Celîlü'ş-Şân, o tevhide nâtık bürhân, bütün âyât sâdık lisân. Şuâât-bârika-i îmân. Beraber der ki:
LÂ İLÂHE İLLÂ HÛ...
Kulağı ger yapıştırsan, şu Furkàn’ın sînesine, derinden tâ derine, sarîhan işitirsin semâvî bir sadâ der ki:
LÂ İLÂHE İLLÂ HÛ...
