İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 476 / 765
476

kemâlde; mercûh râcihe tereccuh edebilir. Yoksa Sûre-i Feth’in âhirinde, sitâyişkârâne tavsifât-ı Rabbâniye’ye mazhar ve Tevrat ve İncil ve Kur'ân’ın medih ve senâsına mazhar olan sahâbelere, fazilet-i külliye nokta-i nazarında yetişilemez. Şu hakikatin pekçok esbâb ve hikmetlerinden, şimdilik üç sebebi tazammun eden üç hikmeti beyân edeceğiz.

Birinci Hikmet

Birinci Hikmet: Sohbet-i Nebeviye öyle bir iksîrdir ki, bir dakikada ona mazhar bir zât, senelerle seyr ü sülûke mukâbil, hakikatin envârına mazhar olur. Çünkü, sohbette insibağ ve in'ikâs vardır. Ma'lûmdur ki: in'ikâs ve tebaiyetle, o Nur-u A'zam-ı Nübüvvet’le beraber en azîm bir mertebeye çıkabilir. Nasıl ki bir sultanın hizmetkârı ve onun tebaiyeti ile, öyle bir mevkiye çıkar ki, bir şah çıkamaz. İşte şu sırdandır ki, en büyük velîler sahâbe derecesine çıkamıyorlar. Hattâ Celâleddin-i Süyûtî gibi, uyanık iken çok defa Sohbet-i Nebeviye’ye mazhar olan velîler, Resûl-i Ekrem (A.S.M.) ile yakazaten görüşseler ve şu âlemde sohbetine müşerref olsalar yine sahâbeye yetişemiyorlar. Çünkü; sahâbelerin sohbeti, Nübüvvet-i Ahmediye (A.S.M.) nuruyla, yani “Nebî” olarak onunla sohbet ediyorlar. Evliyâlar ise, vefât-ı Nebevî’den sonra Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ı görmeleri, velâyet-i Ahmediye nuruyla sohbettir. Demek Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, onların nazarlarına temessül ve tezâhür etmesi, Velâyet-i Ahmediye cihetindedir; “Nübüvvet” itibariyle değil. Mâdem öyledir; nübüvvet derecesi, velâyet derecesinden ne kadar yüksek ise, o iki sohbet de o derece tefâvüt etmek lâzım gelir.

Sohbet-i Nebeviye ne derece bir iksîr-i nurânî olduğu bununla anlaşılır ki: Bir bedevî adam, kızını sağ olarak defnedecek bir kasâvet-i vahşiyânede bulunduğu hâlde gelip, bir saat Sohbet-i Nebeviye’ye müşerref olur; daha karıncaya ayağını basamaz derecede bir şefkat-i rahîmâneyi kesbederdi. Hem câhil, vahşî bir adam, bir gün Sohbet-i Nebeviye’ye mazhar olur; sonra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi. Mütemeddin kavimlere muallim-i hakàik ve rehber-i kemâlât olurdu.

İkinci Sebeb

İkinci Sebeb: Yirmiyedinci Söz’deki ictihâd bahsinde beyân ve isbât edildiği gibi; sahâbeler, ekseriyet-i mutlaka itibariyle, kemâlât-ı insaniyenin en a'lâ derecesindedirler. Çünkü; o zamanda, o inkılâb-ı azîm-i İslâmî’de hayır ve hak, bütün güzelliğiyle; şer ve bâtıl, bütün çirkinliğiyle görülmüş ve maddeten hissedilmiş. Şer ve hayır ortasında öyle bir ayrılık ve kizb ve sıdk mâbeyninde öyle bir mesâfe açılmıştı ki, küfür ve îmân kadar, belki Cehennem ve Cennet kadar beynleri uzaklaştı. Kizb ve şer ve bâtılın dellâlı ve nümûnesi olan Müseylime-i Kezzâb ve maskaraca kelimeleri olduğundan, fıtraten hissiyat-ı ulviye sâhibi ve maâlî-i ahlâka meftûn ve izzet ve mübâhâta meyyâl olan sahâbeler, elbette ihtiyarlarıyla,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.