gelmez. Mâdem, nümûnelerini göstermek için beş-altı gün seyrangâhlara bu kadar masraf ediyor, bu memleketi kurdu. Elbette, hakîki hazinelerini, kemâlâtını, hünerlerini makarr-ı saltanatında öyle bir tarzda gösterecek, öyle seyrangâhlar açacak ki, akılları hayrette bırakacak.
Demek bu meydân-ı imtihanda olanlar, başıboş değiller; saâdet sarayları ve zindânlar onları bekliyorlar...
Altıncı Suret
ALTINCI SÛRET:
İşte gel, bak! Bu muhteşem şimendiferler, tayyareler, techizâtlar, depolar, sergiler, icraatlar gösteriyorlar ki, perde arkasında pek muhteşem bir saltanat vardır, (Hâşiye) [^2] hükmediyor. Böyle bir saltanat, kendisine lâyık bir raiyet ister. Hâlbuki, görüyorsun, bütün raiyet bu misâfirhânede toplanmışlar. Misâfirhâne ise, her gün dolar boşanır. Hem bütün raiyet manevra için bu meydân-ı imtihanda bulunuyorlar. Meydân ise, her saat tebdil ediliyor. Hem bütün raiyet, Pâdişah’ın kıymetdâr ihsânatının nümûnelerini ve hàrika san'atlarının antikalarını sergilerde temâşâ etmek için şu teşhîrgâhda birkaç dakika durup seyrediyorlar. Meşher ise, her dakika tahavvül ediyor. Giden gelmez, gelen gider.
[^2]:(Hâşiye) Meselâ: Nasıl şu zamanda manevra meydânında harb usûlünde, "Silâh al! Süngü tak!" emriyle koca bir ordu baştan başa dikenli bir meşegâha benzediği gibi; herbir bayram gününde resm-i geçit için: "Formalarınızı takıp nişanlarınızı asınız!" emrine karşı ordugâh, serâser rengârenk çiçek açmış müzeyyen bir bahçeyi temsîl ettiği misillû; öyle de rû-yi zemin meydânında, Sultan-ı Ezelî'nin nihâyetsiz envâ'-ı cünûdundan melek ve cin ve ins ve hayvanlar gibi şuûrsuz nebâtât tâifesi dahi, hıfz-ı hayat cihadında emr-i ﴾ كُنْ فَيَكُونُ ﴿ ile "Müdafaa için silâhlarınızı ve cihâzâtınızı takınız!" emr-i İlâhî'yi aldıkları vakit, zemin baştan aşağıya bütün ondaki dikenli ağaçlar ve nebâtlar, süngücüklerini taktıkları zaman, aynen süngülerini takmış muhteşem bir ordugâha benziyor. Hem, baharın herbir günü, herbir haftası, birer tâife-i nebâtâtın birer bayramı hükmünde olduğu için, herbir tâifesi dahi kendi Sultan'ının o tâifeye ihsân ettiği güzel hediyeleri teşhîr için ona taktığı murassa' nişanları birer resm-i geçit tarzında o Sultan-ı Ezelî'nin nazar-ı şühûd ve işhâdına arz ettiğinden ve öyle bir vaziyet gösterdiğinden; bütün nebâtât ve eşcâr güyâ: "San'at-ı Rabbâniye murassaâtını ve çiçek ve meyve denilen fıtrat-ı İlâhiye'nin nişanlarını takınız; çiçekler açınız!" emr-i Rabbâniye'yi dinliyorlar ki, rû-yi zemin dahi gayet muhteşem bir bayram gününde, şâhâne resm-i geçitte, sürmeli formaları ve murassa' nişanları parlayan bir ordugâhı temsîl ediyor. İşte şu derece hikmetli ve intizamlı techizât ve tezyînât, elbette nihâyetsiz Kadîr bir Sultan'ın, nihâyet derecede Hakîm bir Hâkim'in emriyle olduğunu kör olmayanlara gösterir.
İşte bu hâl, şu vaziyet kat'î gösteriyor ki: Şu misâfirhâne ve şu meydân ve şu meşherlerin arkasında dâimî saraylar, müstemir meskenler,
