Ezcümle:
﴿ قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِ ❀ اَلنَّارِذَاتِ الْوَقُودِ ❀ اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ ❀ وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ شُهُودٌ ❀ وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَم۪يدِ ﴾
(Hâşiye-1) [^3]
[^3]:(Hâşiye-1) Şu cümle işâret ediyor ki şimendiferdir. Âlem-i İslâm'ı esâret altına almıştır. Kâfirler onunla İslâm'ı mağlûb etmiştir.
Kezâ: ﴾ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ ❀ وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِـه۪ مَا يَرْكَبُونَ ﴿
gibi âyetlerle şimendifere işâret ettiği gibi,
﴿ اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ي زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّـهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ ﴾
(Hâşiye-2) [^4]
[^4]:(Hâşiye-2) ﴾ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓئُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ ﴿ cümlesi, o remzi ışıklandırıyor.
﴿ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓئُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ ﴾
âyeti, pek çok envâra, esrâra işâretle beraber elektriğe dahi remz ediyor. Şu ikinci kısım, hem çok zâtlar onlarla uğraştığından hem çok dikkat ve izâha muhtaç olduğundan ve hem çok olduğundan; şimdilik şimendifer ve elektriğe işâret eden şu âyetlerle iktifâ edip o kapıyı açmayacağım.
Birinci kısım ise, mu'cizât-ı enbiyâ sûretinde işâret ediyor. Biz dahi o kısımdan bazı nümûneleri misâl olarak zikredeceğiz.
Mukaddime
MUKADDİME: İşte Kur'ân-ı Hakîm, enbiyâları, insanın cemâatlerine terakkiyât-ı maneviye cihetinde birer pişdâr ve imâm gönderdiği gibi; yine insanların terakkiyât-ı maddiye sûretinde dahi o enbiyânın herbirisinin eline bazı hàrikalar verip, yine o insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir. Onlara mutlak olarak ittibâ'a emrediyor. İşte enbiyâların manevî kemâlâtını bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi,
