Dördüncü Pencere
Dördüncü Pencere
İsti'dat lisânıyla bütün tohumlar tarafından ve ihtiyac-ı fıtrî lisânıyla bütün hayvanlar tarafından ve lisân-ı ıztırarıyla bütün muztarlar tarafından edilen duâların makbûliyetidir. İşte bu nihâyetsiz duâların bilmüşâhede kabûl ve icâbeti, herbiri Vücûb’a ve Vahdet’e şehâdet ve işâret ettikleri gibi, mecmûu, büyük bir mikyâsta bilbedâhe bir Hàlık-ı Rahîm ve Kerîm ve Mucîb’e delâlet eder ve baktırır.
Beşinci Pencere
Beşinci Pencere
Görüyoruz ki; eşya, hususan zîhayat olanlar, def'î gibi ânî bir zamanda vücûda gelir. Hâlbuki; def'î ve ânî bir sûrette basit bir maddeden çıkan şeyler, gayet basit, şekilsiz, san'atsız olması lâzım gelirken; çok mehârete muhtaç bir hüsn-ü san'atta, çok zamana muhtaç ihtimamkârâne nakışlarla münakkaş, çok âlâta muhtaç acîb san'atlarla müzeyyen, çok maddelere muhtaç bir sûrette halk olunuyorlar.
İşte bu def'î ve ânî bir sûrette bu hàrika san'at ve güzel hey'et, herbiri bir Sâni'-i Hakîm’in vücûb-u vücûduna şehâdet ve vahdet-i Rubûbiyet’ine işâret ettikleri gibi, mecmûu gayet parlak bir tarzda nihâyetsiz Kadîr, nihâyetsiz Hakîm bir Vâcibü'l-Vücûd’u gösterir.
Şimdi, ey sersem münkir! Haydi bunu ne ile izâh edersin? Senin gibi sersem, âciz, câhil tabiatla mı? Veyâhut hadsiz derece hatâ ederek o Sâni'-i Mukaddes’e “tabiat” ismini verip O’nun mu'cizât-ı kudretini, o tesmiye bahânesiyle tabiata isnâd edip, bin derece muhâli birden irtikâb etmek mi istersin?
Altıncı Pencere
Altıncı Pencere
﴿ اِنَّ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّـهَارِ وَالْفُلْكِ الَّت۪ي تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ مَٓاءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍ وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ﴾
Şu âyet, Vücûb ve Vahdet’i gösterdiği gibi, bir ism-i a'zamı gösteren gayet büyük bir penceredir.
