İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 625 / 765
625

Rahîm, Kerîm ünvânlarını seyret, gör. Nasıl hiçbirini şaşırmayarak, unutmayarak, iltibas etmeyerek terbiye ve tedbir ve idare eder.

İşte, böyle hayret verici muhît bir intizam ve mîzan ile yapılan bir işe, başkalarının parmakları karışabilir mi? Vâhid-i Ehad, Hakîm-i Mutlak, Kàdir-i Külli Şey’den başka bu san'ata, bu tedbire, bu Rubûbiyet’e, bu tedvîre hangi şey elini uzatabilir? Hangi sebeb müdâhale edebilir?

##### Dördüncü Nükte

DÖRDÜNCÜ NÜKTE: Diyorsun: “Benim taamlara, nefsime, refîkama, vâlideynime, evlâdıma, ahbabıma, evliyâya, enbiyâya, güzel şeylere, bahara, dünyaya müteallik ayrı ayrı muhtelif muhabbetlerimin, Kur'ân’ın emrettiği tarzda olsa; neticeleri, fâideleri nedir?”

ELCEVAB: Bütün neticeleri beyân etmek için büyük bir kitab yazmak lâzımgelir. Şimdilik yalnız icmâlen bir-iki neticeye işâret edilecek. Evvelâ, dünyadaki muaccel neticeleri beyân edilecek. Sonra, Âhiret’te tezâhür eden neticeleri zikredilecek. Şöyle ki:

Sâbıkan beyân edildiği gibi, ehl-i gaflet ve ehl-i dünya tarzında ve nefis hesabına olan muhabbetlerin, dünyada belâları, elemleri, meşakkatleri çoktur. Safâları, lezzetleri, rahatları azdır. Meselâ; şefkat, acz yüzünden elemli bir musîbet olur. Muhabbet, firâk yüzünden belâlı bir hirkat olur. Lezzet, zevâl yüzünden zehirli bir şerbet olur. Âhiret’te ise; Cenâb-ı Hakk’ın hesabına olmadıkları için, ya fâidesizdir veya azaptır. (Eğer harama girmiş ise)

Suâl: Enbiyâ ve evliyâya muhabbet, nasıl fâidesiz kalır?

Elcevab: Ehl-i Teslîs’in İsâ Aleyhisselâm’a ve Râfizî’lerin Hazret-i Ali Radıyallahu Anh’a muhabbetleri fâidesiz kaldığı gibi...

Eğer o muhabbetler, Kur'ân’ın irşad ettiği tarzda ve Cenâb-ı Hakk’ın hesabına ve muhabbet-i Rahmân nâmına olsalar; o zaman hem dünyada, hem Âhiret’te güzel neticeleri var.

Amma dünyada ise; lezîz taamlara, güzel meyvelere muhabbetin, elemsiz bir ni'met ve ayn-ı şükür bir lezzettir.

Nefsine muhabbet ise; ona acımak, terbiye etmek, zararlı hevesâttan men'etmektir. O vakit nefis sana binmez, seni hevâsına esir etmez. Belki sen nefsine binersin. Onu hevâya değil, Hudâ’ya sevk edersin.

Refîka-i hayatına muhabbetin; mâdem hüsn-ü sîret ve mâden-i şefkat ve hediye-i rahmet olduğuna bina edilmiş; o refîkaya samîmî muhabbet ve merhamet edersen, o da sana ciddi hürmet ve muhabbet eder. İkiniz ihtiyar oldukça o hâl ziyâdeleşir, mes'ûdâne hayatını geçirirsin. Yoksa, hüsn-ü sûrete muhabbet nefsânî olsa, o muhabbet çabuk bozulur. Hüsn-ü muâşereti de bozar.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.