Peder ve vâlideye karşı muhabbetin; Cenâb-ı Hak hesabına olduğu için, hem bir ibâdet, hem de onlar ihtiyarlandıkça hürmet ve muhabbeti ziyâdeleştirirsin. En àlî bir his ile, en merdâne bir himmet ile onların tûl-i ömrünü ciddi arzu edip bekàlarına duâ etmek, tâ “Onların yüzünden daha ziyâde sevâb kazanayım.” diye samîmî hürmetle onların elini öpmek, ulvî bir lezzet-i rûhâni almaktır. Yoksa nefsânî, dünya itibariyle olsa, onlar ihtiyar oldukları ve sana bâr olacak bir vaziyete girdikleri zaman, en süflî ve en alçak bir his ile vücûdlarını istiskàl etmek, sebeb-i hayatın olan o muhterem zâtların mevtlerini arzu etmek gibi vahşî, kederli, rûhâni bir elemdir.
Evlâdına muhabbet ise; Cenâb-ı Hakk’ın senin nezâretine ve terbiyene emânet ettiği sevimli, ünsiyetli o mahlûklara muhabbet ise, saâdetli bir muhabbet, bir ni'mettir. Ne musîbetleriyle fazla elem çekersin; ne de ölümleriyle me'yûsâne feryâd edersin. Sâbıkan geçtiği gibi, onların Hàlık’ları hem Hakîm, hem Rahîm olduğundan, “Onlar hakkında o mevt, bir saâdettir.” dersin. Senin hakkında da, onları sana veren Zât’ın rahmetini düşünürsün. Firâk eleminden kurtulursun.
Ahbablara muhabbetin ise; mâdem Allah içindir. O ahbabların firâkları, hattâ ölümleri, sohbetinize ve uhuvvetinize mâni olmadığı için, o manevî muhabbet ve rûhâni irtibattan istifade edersin. Ve mülâkat lezzeti, dâimî olur. Allah için olmazsa, bir günlük mülâkat lezzeti, yüz günlük firâk elemini netice verir. (Hâşiye) [^10]
[^10]:(Hâşiye) "Allah" için bir sâniye mülâkat, bir senedir. Dünya için olsa; bir sene, bir sâniyedir.
Enbiyâ ve evliyâya muhabbetin ise; ehl-i gaflete karanlıklı bir vahşetgâh görünen âlem-i Berzah, o nurânîlerin vücûdlarıyla tenevvür etmiş menzilgâhları sûretinde sana göründüğü için, o âleme gitmeye tevahhuş, tedehhüş değil; belki bil'akis temâyül ve iştiyak hissini verir, hayat-ı dünyeviyenin lezzetini kaçırmaz. Yoksa, onların muhabbeti, ehl-i medeniyetin, meşâhir-i insaniyeye muhabbeti nev'inden olsa; o kâmil insanların fenâ ve zevâllerini ve mâzi denilen mezar-ı ekberinde çürümelerini düşünmekle, elemli hayatına bir keder daha ilâve eder. Yani: “Öyle kâmilleri çürüten bir mezara, ben de gireceğim.” diye düşünür. Mezaristana endişeli bir nazarla bakar, “Ah!” çeker. Evvelki nazarda ise; cisim libâsını mâzide bırakıp, kendileri istikbâl salonu olan Berzah âleminde kemâl-i rahatla ikametlerini düşünür, mezaristana ünsiyetkârâne bakar.
Hem güzel şeylere muhabbetin; mâdem Sâni'leri hesabınadır; “Ne güzel yapılmışlar!” tarzındadır. O muhabbetin, bir lezîz tefekkür olduğu hâlde; hüsün-perest, cemâl-perest zevkinin nazarını, daha yüksek, daha mukaddes ve binler defa daha güzel cemâl mertebelerinin definelerine
