İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 627 / 765
627

yol açar, baktırır. Çünkü; o güzel âsârdan Ef'âl-i İlâhiye’nin güzelliğine intikal ettirir. Ondan esmânın güzelliğine, ondan sıfâtın güzelliğine, ondan Zât-ı Zülcelâl’in cemâl-i bîmisâline karşı kalbe yol açar. İşte bu muhabbet bu sûrette olsa, hem lezzetlidir, hem ibâdettir ve hem tefekkürdür.

Gençliğe muhabbetin ise; mâdem Cenâb-ı Hakk’ın güzel bir ni'meti cihetinde sevmişsin; elbette onu ibâdette sarfedersin, sefâhette boğdurup öldürmezsin. Öyle ise; o gençlikte kazandığın ibâdetler, o fânî gençliğin bâkî meyveleridir. Sen ihtiyarlandıkça, gençliğin iyilikleri olan bâkî meyvelerini elde ettiğin hâlde, gençliğin zararlarından, taşkınlıklarından kurtulursun. Hem ihtiyarlıkta daha ziyâde ibâdete muvaffakıyet ve merhamet-i İlâhiye’ye daha ziyâde liyâkat kazandığını düşünürsün. Ehl-i gaflet gibi beş-on senelik bir gençlik lezzetine mukâbil, elli senede “Eyvâh gençliğim gitti!” diye teessüf edip, gençliğe ağlamayacaksın. Nasıl ki; öylelerin birisi demiş: لَيْتَ الشَّبَابَ يَعُودُ يَوْمًا فَاُخْبِرَهُ بِمَا فَعَلَ الْمَشِيبُ Yani: “Keşke gençliğim bir gün dönse idi; ihtiyarlık benim başıma neler getirdiğini, şekvâ ederek haber verecektim.”

Bahar gibi zînetli meşherlere muhabbet ise; mâdem San'at-ı İlâhiye’yi seyran itibariyledir; o baharın gitmesiyle, temâşâ lezzeti zâil olmaz. Çünkü; bahar, yaldızlı bir mektûb gibi.. verdiği mânâları her vakit temâşâ edebilirsin. Senin hayâlin ve zaman, ikisi de sinema şeritleri gibi, sana o temâşâ lezzetini idâme ettirmekle beraber o baharın mânâlarını, güzelliklerini sana tazelendirirler. O vakit muhabbetin esefli, elemli, muvakkat olmaz; lezzetli, safâlı olur.

Dünyaya muhabbetin ise; mâdem Cenâb-ı Hakk’ın nâmınadır; o vakit dünyanın dehşetli mevcûdâtı, sana ünsiyetli bir arkadaş hükmüne geçer. Mezraa-i Âhiret cihetiyle sevdiğin için, herşeyinde Âhiret’e fâide verecek bir sermâye, bir meyve alabilirsin. Ne musîbetleri sana dehşet verir; ne zevâl ve fenâsı sana sıkıntı verir. Kemâl-i rahatla o misâfirhânede müddet-i ikametini geçirirsin. Yoksa, ehl-i gaflet gibi seversen, yüz defa sana söylemişiz ki; sıkıntılı, ezici, boğucu, fenâya mahkûm, neticesiz bir muhabbet içinde boğulur, gidersin.

İşte bazı mahbûbların, Kur'ân’ın irşad ettiği sûrette olduğu vakit, herbirisinden yüzde ancak bir letâfetini gösterdik. Kur'ân’ın gösterdiği yolda olmazsa, yüzden bir mazarratına işâret ettik. Şimdi şu mahbûbların dâr-ı bekàda, âlem-i Âhiret’te, Kur'ân-ı Hakîm’in âyât-ı beyyinâtıyla işâret ettiği neticeleri işitmek ve anlamak istersen; işte o çeşit meşrû muhabbetlerin dâr-ı Âhiret’teki neticelerini, bir “Mukaddime” ve “Dokuz İşâret”le yüzden bir fâidesini icmâlen göstereceğiz.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.