İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 271 / 765
271

birbirine sirâyet etmez, birbirine zarar vermez. Nasıl ki şeytan ile melek-i ilhâm, kalb taraflarında mücâveretleri var ve füccâr ve ebrârın karâbetleri ve bir meskende durmaları zarar vermez; öyle de, tedâi-yi efkâr sâikasıyla istemediğin pis hayâlât gelip nezîh efkârın içine girse, zarar vermez; meğer kasden olsa veya zarar zannıyla onunla ziyâde meşgul olsa. Hem bazen kalb yoruluyor. Fikir, kendini eğlendirmek için rastgele bir şeyle meşgul olur. Şeytan fırsat bulur. Pis şeyleri önüne serpiyor, sürüyor.

Dördüncü Vecih

DÖRDÜNCÜ VECİH: Amelin en iyi sûretini taharrîden neş'et eden bir vesvesedir ki, takvâ zannıyla teşeddüd ettikçe hâl ona şiddetlenir. Hattâ bir dereceye varır ki, o adam amelin daha evlâsını ararken harama düşer. Bazen bir sünnetin araması, bir vâcibi terkettiriyor. “Acaba amelim sahîh oldu mu?” der, iâde eder. Bu hâl devam eder, gayet ye'se düşer. Şeytan şu hâlinden istifade eder, onu yaralar. Şu yaranın iki merhemi var:

#### Birinci Merhem

Birinci Merhem: Bu gibi vesvese, ehl-i İ'tizâl’e lâyıktır. Çünkü, onlar derler: “Medâr-ı teklif olan ef'âl ve eşya, kendi zâtında, âhiret itibariyle ya hüsnü var, sonra o hüsne binâen emredilmiş, veya kubhu var, sonra ona binâen nehyedilmiş. Demek eşyada, âhiret ve hakikat nokta-i nazarında olan hüsün ve kubuh, zâtîdir; emir ve nehy-i İlâhî ona tâbidir.” Bu mezhebe göre, insan her işlediği amelde şöyle bir vesvese gelir: “Acaba amelim nefsü'l-emirdeki güzel sûrette yapılmış mıdır?” Amma mezheb-i hak olan ehl-i Sünnet ve Cemâat derler ki: “Cenâb-ı Hak bir şeye emreder, sonra hasen olur. Nehyeder, sonra kabîh olur.” Demek emir ile güzellik; nehiy ile çirkinlik tahakkuk eder. Hüsün ve kubuh, mükellefin ıttılâ'ına bakar ve ona göre takarrür eder. Şu hüsün ve kubuh ise, sûrî ve dünyaya bakan yüzünde değil, belki âhirete bakan yüzdedir. Meselâ, sen namaz kıldın veya abdest aldın. Hâlbuki namazını ve abdestini fesâda verecek bir sebeb, nefsü'l-emirde varmış. Lâkin sen ona hiç muttali' olmadın. Senin namazın ve abdestin hem sahîhtir, hem hasendir. Mu'tezile der: “Hakikatte kabîh ve fâsiddir. Lâkin senden kabûl edilir. Çünkü; cehlin var, bilmedin ve özrün var.” Öyle ise, ehl-i Sünnet mezhebine göre, zâhir-i Şerîat’a muvâfık olarak işlediğin ameline: “Acaba sahîh olmuş mu?” deyip vesvese etme. Fakat, “Kabûl olmuş mu?” de. Gururlanma, ucbe girme.

#### İkinci Merhem

İkinci Merhem: Dinde harec yoktur. لَا حَرَجَ فِي الدِّينِ Mâdem dört mezheb haktır. Mâdem istiğfara müncer olan derk-i kusur ise, gurura müncer olan hüsn-ü amelin rü'yetine –böyle vesveseli adama– müreccahtır. Yani böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır. Mâdem böyledir;

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.