İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 411 / 765
411

Hem meselâ:

﴿ اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِـه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَ ❀ وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَٓائِبَيْنِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّـهَارَ ❀ وَآتٰيكُمْ مِنْ كُلِّ مَاسَاَلْتُمُوهُ وَ اِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا ﴾

İşte şu âyetler, evvelâ Cenâb-ı Hakk’ın insana karşı şu koca kâinâtı nasıl bir saray hükmünde halkedip semâdan zemine âb-ı hayatı gönderip, insanlara rızkı yetiştirmek için zemini ve semâyı iki hizmetkâr ettiği gibi, zeminin sâir aktârında bulunan herbir nev'i meyvelerinden, herbir adama istifade imkânı vermek, hem insanlara semere-i sa'ylerini mübâdele edip her nev'i medâr-ı maîşetini te'min etmek için gemiyi insana musahhar etmiştir. Yani denize, rüzgâra, ağaca öyle bir vaziyet vermiş ki, rüzgâr bir kamçı, gemi bir at, deniz onun ayağı altında bir çöl gibi durur. İnsanları gemi vâsıtasıyla bütün zemine münâsebetdâr etmekle beraber ırmakları, büyük nehirleri, insanın fıtrî birer vesâit-i nakliyesi hükmünde teshìr, hem Güneş ile Ay’ı seyrettirip mevsimleri ve mevsimlerde değişen Mün'im-i Hakîki’nin renk renk ni'metlerini insanlara takdim etmek için iki musahhar hizmetkâr ve o büyük dolabı çevirmek için iki dümenci hükmünde halketmiş. Hem, gece ve gündüzü insana musahhar yani, hâb-ı rahatına geceyi örtü; gündüzü, maîşetlerine ticâretgâh hükmünde teshìr etmiştir.

İşte bu niam-ı İlâhiye’yi ta'dâd ettikten sonra, insana verilen ni'metlerin ne kadar geniş bir dâiresi olduğunu gösterip, o dâirede de ne derece hadsiz ni'metler dolu olduğunu şu:

﴿ وَآتٰيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُ وَ اِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا ﴾

fezleke ile gösterir. Yani: “İsti'dat ve ihtiyac-ı fıtrî lisânıyla, insan ne istemişse bütün verilmiş. İnsana olan ni'met-i İlâhiye, ta'dâd ile bitmez, tükenmez. Evet, insanın mâdem bir sofra-i ni'meti, semâvât ve arz ise ve o sofradaki ni'metlerden bir kısmı Şems, Kamer, gece, gündüz gibi şeyler ise, elbette insana müteveccih olan ni'metler had ve hesaba gelmez.”

#### Yedinci Sırr-ı Belâğat

Yedinci Sırr-ı Belâğat: Kâh oluyor ki; âyet, zâhirî sebebi, icâdın kàbiliyetinden azletmek ve uzak göstermek için müsebbebin gayelerini, semerelerini gösteriyor. Tâ anlaşılsın ki, sebeb yalnız zâhirî bir perdedir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.