İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 316 / 765
316

iki kısım saraylar var. Sordum, dediler: “O kapısı şenlik ve içi boş saraylar, kâfirlerin ileri gelenlerinindir. Ve ehl-i dalâletindir. Diğerleri, nâmuslu Müslüman büyüklerinindir.”

Sonra bir köşede bir saraya rast geldim. Üstünde “Said” ismini gördüm. Merak ettim. Daha dikkat ettim, sûretimi üstünde gördüm gibi bana geldi. Kemâl-i taaccübümden bağırarak, aklım başıma geldi, ayıldım. İşte, o vâkıa-i hayâliyeyi sana tâbir edeceğim. Allah hayır etsin.

İşte o şehir ise, hayat-ı ictimâiye-i beşeriye ve medine-i medeniyet-i insaniyedir. O saraylar, herbirisi, birer insandır. O saray ehli ise, insandaki göz, kulak, kalb, sır, rûh, akıl gibi letâif ve nefis ve hevâ ve kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gadabiye gibi şeylerdir. Herbir insanda herbir latîfenin ayrı ayrı vazife-i ubûdiyetleri var. Ayrı ayrı lezzetleri, elemleri var. Nefis ve hevâ, kuvve-i şeheviye ve gadabiye, bir kapıcı ve it hükmündedirler. İşte o yüksek letâifi, nefis ve hevâya musahhar etmek ve vazife-i asliyelerini unutturmak, elbette sukùttur, terakkî değildir. Sâir cihetleri sen tâbir edebilirsin.

Üçüncü Nükte

ÜÇÜNCÜ NÜKTE: İnsan, fiil ve amel cihetinde ve sa'y-i maddî itibariyle zaîf bir hayvandır, âciz bir mahlûktur. Onun, o cihetteki dâire-i tasarrufâtı ve mâlikiyeti o kadar dardır ki, elini uzatsa ona yetişebilir. Hattâ, insanın eline dizginini veren hayvanat-ı ehliye, insanın za'f ve acz ve tenbelliğinden birer hisse almışlardır ki, yabânî emsâllerine kıyâs edildikleri vakit, azîm fark görünür. (Ehlî keçi ve öküz, yabânî keçi ve öküz gibi.)

Fakat o insan, infiâl ve kabûl ve duâ ve suâl cihetinde; şu dünya hanında azîz bir yolcudur. Ve öyle bir Kerîm’e misâfir olmuş ki; nihâyetsiz rahmet hazinelerini ona açmış. Ve hadsiz bedî' masnûâtını ve hizmetkârlarını ona musahhar etmiş. Ve o misâfirin tenezzühüne ve temâşâsına ve istifadesine öyle büyük bir dâire açıp müheyyâ etmiştir ki; o dâirenin nısf-ı kutru, yani merkezden muhît hattına kadar, gözün kestiği mikdar; belki hayâlin gittiği yere kadar geniştir ve uzundur.

İşte eğer insan, enâniyetine istinâd edip, hayat-ı dünyeviyeyi gaye-i hayâl ederek derd-i maîşet içinde, muvakkat bazı lezzetler için çalışsa, gayet dar bir dâire içinde boğulur gider. Ona verilen bütün cihâzât ve âlât ve letâif, ondan şikâyet ederek Haşir’de onun aleyhinde şehâdet edeceklerdir ve da'vâcı olacaklardır.

Eğer kendini misâfir bilse, misâfir olduğu Zât-ı Kerîm’in izni dâiresinde sermâye-i ömrünü sarf etse, öyle geniş bir dâire içinde uzun bir hayat-ı ebediye için güzel çalışır ve teneffüs edip istirahat eder. Sonra, a'lâ-yı illiyîne

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.