İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 455 / 765
455

Yani illet-i tâmme bulunacak, sonra vücûda gelebilir. İllet-i tâmme ise, ma'lûlu, bizzarûre ve bilvücub iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz.

Eğer desen: “Tercih bilâ müreccih muhâldir. (Hâşiye) [^3] Hâlbuki, o emr-i itibarî dediğimiz kisb-i insanî, bazen yapmak ve bazen yapmamak; eğer mûcib bir müreccih bulunmazsa, tercih bilâ müreccih lâzım gelir. Şu ise; usûl-ü kelâmiyenin en mühim bir esâsını hedmeder?..”

[^3]:(Hâşiye) Tereccuh ayrıdır, tercih ayrıdır; çok fark var.

Elcevab: Tereccuh bilâ müreccih muhâldir. Yani müreccihsiz, sebebsiz rüchâniyet muhâldir. Yoksa, tercih bilâ müreccih câizdir ve vâkidir. İrâde bir sıfattır, onun şe'ni, böyle bir işi görmektir.

Eğer desen: “Mâdem katli halkeden Hak’tır. Niçin bana kàtil denilir?”

Elcevab: Çünkü: İlm-i sarf kaidesince ism-i fâil, bir emr-i nisbî olan masdardan müştâktır. Yoksa, bir emr-i sâbit olan hâsıl-ı bilmasdardan inşikak etmez. Masdar kisbimizdir, kàtil ünvânını da biz alırız. Hâsıl-ı bilmasdar, Hakk’ın mahlûkudur. Mes'ûliyeti işmâm eden bir şey, hâsıl-ı bilmasdardan müştâk kılınmaz.

#### Yedincisi

Yedincisi: İrâde-i cüz'iye-i insaniye ve cüz'-i ihtiyariyesi çendan zaîftir, bir emr-i itibarîdir; fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zaîf, cüz'î irâdeyi, irâde-i külliyesinin taallukuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani ma'nen der: “Ey abdim! İhtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise, mes'ûliyet sana aittir!” Teşbihte hatâ olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan. Onu muhayyer bırakıp “Nereyi istersen seni oraya götüreceğim.” desen.. O çocuk, yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yâhut düştü. Elbette “Sen istedin!” diyerek itâb edip üstünde bir tokat vuracaksın. İşte Cenâb-ı Hak, Ahkemü'l-hâkimîn, nihâyet zaafda olan abdin irâdesini, bir şart-ı âdi yapıp, irâde-i külliyesi ona nazar eder.

Elhâsıl: Ey insan! Senin elinde gayet zaîf, fakat seyyiâtta ve tahribâtta eli gayet uzun ve hasenâtta eli gayet kısa, cüz'-i ihtiyarî nâmında bir irâden var. O irâdenin bir eline duâyı ver ki, silsile-i hasenâtın bir meyvesi olan Cennet’e eli yetişsin ve bir çiçeği olan saâdet-i ebediyeye eli uzansın. Diğer eline istiğfarı ver ki, onun eli seyyiâttan kısalsın ve o şecere-i mel'ûnenin bir meyvesi olan zakkum-u Cehenneme yetişmesin. Demek; duâ ve tevekkül, meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi; istiğfar ve tevbe dahi, meyelân-ı şerri keser, tecâvüzâtını kırar.

Üçüncü Mebhas

ÜÇÜNCÜ MEBHAS: Kadere îmân, îmânın erkânındandır. Yani: “Herşey, Cenâb-ı Hakk’ın takdiriyledir.” Kadere delâil-i kat'iyye o kadar çoktur ki, had ve hesaba gelmez. Biz, basit ve zâhir bir tarz ile şu rükn-ü îmâniyeyi, ne derece kuvvetli ve geniş olduğunu, bir “Mukaddime” ile göstereceğiz.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.