İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 635 / 765
635

menzillere, kısımlara mehâretle tefrik ve tafsîl ediyor. Sonra o menzilleri tanzim ve tertib ediyor. Sonra nukùşlarla tezyîn ediyor. Sonra elektrik lambalarıyla tenvir ediyor. Sonra o muhteşem ve müzeyyen sarayda mehâretini, ihsânatını tecdîd etmek için, herbir tabakada yeni yeni icâdlar, tebdiller, tahvîller yapıyor. Sonra herbir menzilde kendi makamına merbût bir telefon rabtedip birer pencere açarak, herbirinden onun makamı görünür.

Aynen öyle de; ﴾ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى ﴿ Sâni'-i Zülcelâl, Hâkim-i Hakîm, Adl-i Hakem ve binbir Esmâ-yı Kudsiye ile müsemmâ Fâtır-ı Bîmisâl, şu âlem-i ekber olan kâinât sarayının ve hilkat şeceresinin icâdını irâde etti. Altı günde o sarayın, o şecerenin esâsâtını, desâtir-i hikmet ve kavânîn-i ilm-i ezelîsi ile vaz'etti. Sonra ulvî ve süflî tabakàta ve dallara ayırıp, kazâ ve kader desâtiri ile tafsîl ve tasvir etti. Sonra her mahlûkatın her tâifesini ve her tabakasını sun' ve inâyet düsturu ile tanzim etti. Sonra herşeyi, herbir âlemi ona lâyık bir tarzda, meselâ; semâyı yıldızlarla, zemini çiçeklerle tezyîn ettiği gibi, süslendirip tezyîn etti. Sonra o kavânîn-i külliye ve desâtir-i umumiye meydânlarında esmâlarını tecellî ettirip tenvir etti. Sonra bu kanun-u küllînin tazyîkinden feryâd eden ferdlere Rahmânürrahîm isimlerini hususî bir sûrette imdâda yetiştirdi. Demek, o küllî ve umumî desâtiri içinde, hususî ihsânatı, hususî imdâdları, hususî cilveleri var ki; herşey, her vakit, her hâceti için O’ndan istimdâd eder, O’na bakabilir. Sonra her menzilden, her tabakadan, her âlemden, her tâifeden, her ferdden, herşeyden, kendini gösterecek, yani vücûdunu ve vahdetini bildirecek pencereler açmış. Her kalb içinde bir telefon bırakmış.

Şimdi şu hadsiz pencerelerden elbette haddimizin fevkınde olarak bahse girişemeyeceğiz. Onları ilm-i muhît-i İlâhî’ye havâle edip, yalnız Âyât-ı Kur'âniye’nin lemeâtı olan “Otuzüç Pencere” yi, “Otuzüçüncü Söz” ün, “Otuzüçüncü Mektûb” unun, namazdan sonraki tesbihâtın otuzüç aded-i mübârekine muvâfık olmak için “Otuzüç Pencere” ye icmâlî ve muhtasar bir sûrette işâret edip, izâhını sâir Söz’lere havâle ederiz...

Birinci Pencere

Birinci Pencere

Bilmüşâhede görüyoruz ki; bütün eşya, hususan zîhayat olanların pek çok muhtelif hâcâtı ve pek çok mütenevvi' metâlibi vardır. O matlabları, o hâcetleri ummadığı ve bilmediği ve eli yetişmediği yerden münâsib ve lâyık bir vakitte onlara veriliyor, imdâda yetiştiriliyor. Hâlbuki; o hadsiz maksûdların en küçüğüne, o muhtaçların kudreti yetişmez, elleri ulaşmaz. Sen kendine bak: Zâhirî ve bâtınî hâsselerin ve onların levâzımatı gibi, elin yetişmediği ne kadar eşyaya muhtaçsın. Bütün zîhayatları kendine kıyâs et.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.