İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 194 / 765
194

eğer cezb ve lütfu olmazsa, binler seneler çalışmak ve sülûk etmek lâzım gelir. Meselâ; sen, O’na “Hàlık” ismiyle yanaşmak istersen “Senin Hàlık’ın” hususiyetiyle, sonra “Bütün insanların Hàlık’ı” cihetiyle, sonra “Bütün zîhayatların Hàlık’ı” ünvânıyla, sonra “Bütün mevcûdâtın Hàlık’ı” ismiyle münâsebetdârlık lâzım gelir. Yoksa zıllde kalırsın, yalnız cüz'î bir cilveyi bulursun.

BİR İHTAR : Temsîldeki pâdişah, aczi için, kumandanlık isminin merâtibinde müşîr ve ferîk gibi vâsıtalar koymuştur. Fakat ﴾ بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ ﴿ olan Kàdir-i Mutlak, vâsıtalardan müstağnîdir. Vâsıtalar sırf zâhirîdirler, perde-i izzet ve azamettirler. Ubûdiyet ve hayret ve acz ve iftikàr içinde Saltanat-ı Rubûbiyet’ine dellâldırlar, temâşâgerdirler. Muîni değiller, şerîk-i Saltanat-ı Rubûbiyet olamazlar.

Dördüncü Şua

DÖRDÜNCÜ ŞUÂ:

İşte ey tenbel nefsim! Bir nev'i mi'râc hükmünde olan namazın hakikati; sâbık temsîlde bir nefer mahz-ı lütûf olarak huzur-u şâhâneye kabûlü gibi; mahz-ı rahmet olarak Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ve Ma'bûd-u Cemîl-i Zülcelâl’in huzuruna kabûlündür. “Allâhuekber” deyip ma'nen ve hayâlen veya niyeten iki cihandan geçip kayd-ı maddiyâttan tecerrüd edip bir mertebe-i külliye-i ubûdiyete veya küllînin bir gölgesine veya bir sûretine çıkıp bir nev'i huzura müşerref olup ﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ ﴿ hitâbına (herkesin kàbiliyeti nisbetinde) bir mazhariyet-i azîmedir. Âdeta harekât-ı salâtiyede tekrarla “Allâhuekber, Allâhuekber” demekle kat'-ı merâtib ve terakkiyât-ı maneviyeye ve cüz'iyâttan devâir-i külliyeye çıkmasına bir işârettir ve mârifetimiz haricindeki kemâlât-ı Kibriyâ’sının mücmel bir ünvânıdır. Güyâ herbir “Allâhuekber” bir basamak-ı mi'râciyeyi kat'ına işârettir. İşte şu hakikat-i salâttan ma'nen veya niyeten veya tasavvuren veya hayâlen bir gölgesine, bir şuâına mazhariyet dahi büyük bir saâdettir.

İşte Hac’da pek kesretli “Allâhuekber” denilmesi şu sırdandır. Çünkü; Hacc-ı Şerîf, bil'asâle herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubûdiyettir. Nasıl ki bir nefer, bayram gibi bir yevm-i mahsûsta ferîk dâiresinde bir ferîk gibi, pâdişahın bayramına gider ve lütfuna mazhar olur. Öyle de; bir hacı, ne kadar âmî de olsa, kat'-ı merâtib etmiş bir velî gibi umum aktâr-ı arzın Rabb-i Azîm’i ünvânıyla Rabbine müteveccihtir. Bir ubûdiyet-i külliye ile müşerreftir. Elbette Hac miftâhıyla açılan merâtib-i

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.