gaye-i vücûd yapıyor. Meselâ, yağmur geliyor. Yağmuru zâhiren intac eden esbâb; hayvanatı düşünüp, onlara acıyıp merhamet etmekten ne kadar uzak olduğu ma'lûmdur. Demek hayvanatı halkeden ve rızıklarını taahhüd eden bir Hàlık-ı Rahîm’in hikmetiyle imdâda gönderiliyor. Hattâ yağmura “rahmet” deniliyor. Çünkü; çok âsâr-ı rahmet ve fâideleri tazammun ettiğinden, güyâ yağmur şeklinde rahmet tecessüm etmiş, takattur etmiş; katre katre geliyor.
Hem bütün mahlûkatın yüzüne tebessüm eden bütün zînetli nebâtât ve hayvanattaki tezyînât ve gösterişler, bilbedâhe perde-i gayb arkasında bu süslü ve güzel san'atlar ile kendini tanıttırmak ve sevdirmek ve bildirmek isteyen bir Zât-ı Zülcelâl’in vücûb-u vücûduna ve vahdetine delâlet ederler. Demek eşyadaki süslü vaziyetler, gösterişli keyfiyetler, tanıttırmak ve sevdirmek sıfatlarına kat'iyyen delâlet eder. Sevdirmek ve tanıttırmak sıfatları ise, bilbedâhe Vedûd, Mâruf bir Sâni'-i Kadîr’in vücûb-u vücûduna ve vahdetine şehâdet eder.
Elhâsıl: Sebeb, gayet âdi, âciz ve ona isnâd edilen müsebbeb ise, gayet san'atlı ve kıymetli olduğundan, sebebi azleder. Hem müsebbebin gayesi, fâidesi dahi, câhil ve câmid olan esbâbı ortadan atar, bir Sâni'-i Hakîm’in eline teslîm eder. Hem müsebbebin yüzündeki tezyînât ve mehâretler, kendi kudretini zîşuûrlara bildirmek isteyen ve kendini sevdirmek arzu eden bir Sâni'-i Hakîm’e işâret eder.
Ey esbâb-perest bîçâre! Bu üç mühim hakikati ne ile izâh edebilirsin? Sen nasıl kendini kandırabilirsin? Aklın varsa, esbâb perdesini yırt, وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ de, hadsiz evhâmdan kurtul.
Yirmisekizinci Pencere
Yirmisekizinci Pencere
﴿ وَمِنْ آيَاتِـه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِم۪ينَ ﴾
Şu kâinâta bakıyoruz, görüyoruz ki: Hüceyrât-ı bedenden tut, tâ mecmû-u âleme şâmil bir hikmet ve tanzim var. Hüceyrât-ı bedene bakıyoruz, görüyoruz ki; mesâlih-i bedeni gören ve idare eden birisinin emriyle, kanunuyla o küçücük hüceyrelerde ehemmiyetli bir tedbir var. Mideye, nasıl bir kısım rızık, iç yağı sûretinde iddihar olunup vakt-i hâcette sarfedilir. Aynen o küçücük hüceyrelerde de, o tasarruf ve iddihar var. Nebâtâta bakıyoruz; gayet hakîmâne bir terbiye, bir tedbir görünüyor.
