İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 419 / 765
419

göstermek ile Müsemmâ-yı Zülcelâl’i tesbih edip vahdâniyetine şehâdet eder.”

İşte bütün kâinât birden, bir lisân ile, müttefikan Hàlık-ı Zülcelâl’ini tesbih edip vahdâniyetine şehâdet ederek kendilerine göre muvazzaf oldukları vazife-i ubûdiyeti, kemâl-i itâatle yerine getirdikleri hâlde; şu kâinâtın hülâsası ve neticesi ve nâzdâr bir halifesi ve nâzenîn bir meyvesi olan insan, bütün bunların aksine, zıddına olarak, ettikleri küfür ve şirkin ne kadar çirkin düşüp ne derece cezaya şâyeste olduğunu ifâde edip bütün bütün ye'se düşürmemek için, hem şunun gibi nihâyetsiz bir cinayete, hadsiz çirkin bir isyana Kahhâr-ı Zülcelâl nasıl meydân verip kâinâtı başlarına harâb etmediğinin hikmetini göstermek için ﴾ اِنَّـهُ كَانَ حَل۪يمًا غَفُورًا ﴿ der. O hâtime ile hikmet-i imhâli gösterip bir ricâ kapısı açık bırakır.

İşte şu on işârât-ı i'câziyeden anla ki, âyetlerin hâtimelerindeki fezlekelerde, çok reşehât-ı hidayetiyle beraber çok lemeât-ı i'câziye vardır ki; büleğâların en büyük dâhîleri, şu bedî' üslûblara karşı kemâl-i hayret ve istihsânlarından parmağını ısırmış, dudağını dişlemiş مَا هٰذَا كَلاَمُ بَشَرٍ demiş, ﴾ اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْىٌ يُوحٰى ﴿ ya, hakkalyakìn olarak îmân etmişler. Demek bazı âyette, bütün mezkûr işârâtla beraber bahsimize girmeyen çok mezâyâ-yı âheri de tazammun eder ki; o mezâyânın icmâında öyle bir nakş-ı i'câz görünür ki, kör dahi görebilir...

Üçüncü Nur

İkinci Şu'le’nin Üçüncü Nuru şudur ki: Kur'ân, başka kelâmlarla kàbil-i kıyâs olamaz. Çünkü; kelâmın tabakaları, ulviyet ve kuvvet ve hüsn-ü cemâl cihetinden dört menba'ı var. Biri mütekellim, biri muhâtab, biri maksad, biri makam’dır. Edîblerin, yanlış olarak yalnız makam gösterdikleri gibi değildir. Öyle ise, sözde “Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş?” ise, bak. Yalnız söze bakıp durma. Mâdem kelâm, kuvvetini, hüsnünü bu dört menba'dan alır. Kur'ân’ın menba'ına dikkat edilse, Kur'ân’ın derece-i belâğatı, ulviyet ve hüsnü anlaşılır. Evet, mâdem kelâm, mütekellime bakıyor. Eğer o kelâm emir ve nehiy ise; mütekellimin derecesine göre irâde ve kudreti de tazammun eder. O vakit söz mukâvemet-sûz olur, maddî elektrik gibi te'sir eder, kelâmın ulviyet ve kuvveti o nisbette tezâyüd eder. Meselâ: ﴾ يَٓا اَرْضُ ابْلَع۪ي مَٓاءَكِ وَيَاسَمَٓاءُ اَقْلِع۪ى ﴿ yani “Yâ Arz! Vazifen bitti, suyunu yut. Yâ semâ! Hâcet kalmadı, yağmuru kes.” Meselâ:

﴿ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا قَالَتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ ﴾

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.