İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 623 / 765
623

ağzına atıp yiyen adam, pâdişahı değil, elmayı sever ve nefsine muhabbet eder. Bazen olur ki, pâdişah o nefis-perverâne olan muhabbeti beğenmez, ondan nefret eder. Hem elma lezzeti dahi cüz'îdir, hem zevâl bulur. Elmayı yedikten sonra o lezzet dahi gider, bir teessüf kalır.

İkinci muhabbet ise; elma içindeki, elma ile gösterilen iltifatât-ı şâhânedir. Güyâ o elma, “İltifat-ı şâhânenin nümûnesi ve mücessemidir.” diye başına koyan adam, pâdişahı sevdiğini izhâr eder. Hem iltifatın gılâfı olan o meyvede, öyle bir lezzet var ki; bin elma lezzetinin fevkındedir. İşte şu lezzet ayn-ı şükrândır. Şu muhabbet, pâdişaha karşı hürmetli bir muhabbettir.

Aynen onun gibi; bütün ni'metlere ve meyvelere, zâtları için muhabbet edilse, yalnız maddî lezzetleriyle gâfilâne telezzüz etse, o muhabbet nefsânîdir. O lezzetler de geçici ve elemlidir. Eğer Cenâb-ı Hakk’ın iltifatât-ı rahmeti ve ihsânatının meyveleri cihetiyle sevse, ve o ihsân ve iltifatâtın derece-i lütûflarını takdir etmek sûretinde kemâl-i iştihâ ile lezzet alsa, hem manevî bir şükür, hem elemsiz bir lezzettir.

##### Üçüncü Nükte

ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Cenâb-ı Hakk’ın Esmâsına karşı olan muhabbetin tabakàtı var. Sâbıkan beyân ettiğimiz gibi, bazen âsâra muhabbet sûretiyle Esmâyı sever. Bazen Esmâyı, Kemâlât-ı İlâhiye’nin ünvânları olduğu cihetle sever. Bazen insan, câmiiyet-i mâhiyet cihetiyle hadsiz ihtiyacât noktasında Esmâya muhtaç ve müştâk olur. Ve o ihtiyaçla sever.

Meselâ: Sen bütün şefkat ettiğin akraba ve fukara ve zaîf ve muhtaç mahlûkata karşı, âcizâne istimdâd ihtiyacını hissettiğin hâlde, biri çıksa istediğin gibi onlara iyilik etse; o zâtın “İn'âm edici” ünvânı ve “Kerîm” ismi ne kadar senin hoşuna gider, ne kadar o zâtı o ünvân ile seversin...

Öyle de: Yalnız Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân ve Rahîm isimlerini düşün ki, sen sevdiğin ve şefkat ettiğin bütün mü'min âbâ ve ecdâdını ve akraba ve ahbabını dünyada ni'metlerin envâ'ıyla ve Cennet’te envâ'-ı lezâiz ile ve saâdet-i ebediyede onları sana gösterip ve kendini onlara göstermesiyle mes'ûd ettiği cihette, o “Rahmân” ismi ve “Rahîm” ünvânı, ne kadar sevilmeğe lâyıktırlar ve ne derece o iki isme, rûh-u beşer muhtaç olduğunu kıyâs edebilirsin. Ve ne derece: اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى رَحْمٰنِيَّتِهِ وَعَلٰى رَحِيمِيَّتِهِ yerindedir, anlarsın.

Hem alâkadar olduğun ve perîşaniyetlerinden müteessir olduğun, senin bir nev'i hânen ve içindeki mevcûdât; senin o hânenin ünsiyetli levâzımatı ve sevimli müzeyyenâtı hükmünde olan dünyayı ve içindeki mahlûkatı

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.