İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 505 / 765
505

Zülcelâl, insanı, câmi' bir âyine ve küllî bir ubûdiyetle ve ulvî bir mâhiyetle yaratmıştır. Her ferddeki hakikat-i rûhiye, yüzbinler sûret değiştirse, İzn-i Rabbânî ile ölmeyecek, yaşayarak geldiği gibi gidecek. Öyle ise; o şahs-ı insanînin hakikat-i zîşuûru ve unsur-u zîhayatı olan rûhu dahi, Allah’ın emriyle, izni ile ve ibkàsıyla dâima bâkîdir.

#### Dördüncü Menba

DÖRDÜNCÜ MENBA': Rûha bir derece müşâbih ve ikisi de âlem-i emirden ve irâdeden geldiklerinden masdar itibariyle rûha bir derece muvâfık, fakat yalnız vücûd-u hissî olmayan nev'ilerde hükümrân olan kavânîne dikkat edilse ve o nâmuslara bakılsa görünür ki: Eğer o kanun-u emrî, vücûd-u haricî giyse idi, o nev'ilerin birer rûhu olurdu. Hâlbuki o kanun dâima bâkîdir, dâima müstemir, sâbittir. Hiçbir tağayyürât ve inkılâbât, o kanunların vahdetine te'sir etmez, bozmaz. Meselâ; bir incir ağacı ölse, dağılsa onun rûhu hükmünde olan kanun-u teşekkülâtı, zerre gibi bir çekirdeğinde ölmeyerek bâkî kalır, işte mâdem en âdi ve zaîf emrî kanunlar dahi böyle bekà ile, devam ile alâkadardır; elbette rûh-u insanî; değil yalnız bekà ile, belki ebedü'l-âbâd ile alâkadar olmak lâzım gelir. Çünkü; rûh dahi Kur'ân’ın nassı ile ﴾ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي ﴿ fermân-ı celîli ile; âlem-i emirden gelmiş bir kanun-u zîşuûr ve bir nâmus-u zîhayattır ki, Kudret-i Ezeliye, ona vücûd-u haricî giydirmiş. Demek, nasıl ki sıfat-ı irâdeden ve âlem-i emirden gelen şuûrsuz kavânîn, dâima veya ağleben bâkî kalıyor; aynen onların bir nev'i kardeşi ve onlar gibi sıfat-ı irâdenin tecellîsi ve âlem-i emirden gelen rûh, bekàya mazhar olmak daha ziyâde kat'îdir, lâyıktır. Çünkü; zîvücûddur, hakikat-i hariciye sâhibidir. Hem onlardan daha kavîdir, daha ulvîdir. Çünkü; zîşuûrdur. Hem onlardan daha dâimîdir, daha kıymetdârdır. Çünkü; zîhayattır.

İkinci Esâs

İkinci Esâs

Saâdet-i ebediyeye muktazî vardır. Ve o saâdeti verecek Fâil-i Zülcelâl de muktedirdir. Hem harâb-ı âlem, mevt-i dünya mümkündür. Hem vâki olacaktır. Yeniden ihyâ-yı âlem ve haşir, mümkündür. Hem vâki olacaktır. İşte bu altı mes'eleyi, birer birer aklı iknâ edecek muhtasar bir tarzda beyân edeceğiz. Zâten Onuncu Söz’de kalbi, îmân-ı kâmil derecesine çıkaracak derecede bürhânlar zikredilmiştir. Şurada ise; yalnız aklı iknâ edecek, susturacak, Eski Said’in Nokta Risalesi’ndeki beyânâtı tarzında bahsedeceğiz.

Evet saâdet-i ebediyeye muktazî mevcûddur. O muktazînin vücûduna delâlet eden bürhân-ı kat'î “ON MENBA' VE MEDÂR”dan süzülen bir hadstir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.