alış verişini az yapar; kâh olur Ay, onun yüzüne karşı perde olur, muâmelesini bir derece çeker, metâ'ını ve muâmelât defterlerini topladığı gibi, elbette o memur bir vakit o memuriyetten infisal edecektir. Hattâ hiçbir sebeb-i azl bulunmazsa, şimdilik küçük, fakat büyümeye yüz tutmuş yüzündeki iki leke büyümekle, Güneş, yerin başına İzn-i İlâhî ile sardığı ziyâyı, emr-i Rabbânî ile geriye alıp, Güneş’in başına sarıp, “Haydi yerde işin kalmadı.” der, “Cehenneme git, sana ibâdet edip senin gibi bir memur-u musahharı sadâkatsizlikle tahkîr edenleri yak!” der, ﴾ اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ﴿ fermânını lekeli siyah yüzüyle yüzünde okur.
#### Dokuzuncu Nükte-i Belâğat
Dokuzuncu Nükte-i Belâğat: Kur'ân-ı Hakîm, kâh olur cüz'î bazı maksadları zikreder, sonra o cüz'iyât vâsıtasıyla küllî makàsıda zihinleri sevketmek için, o cüz'î maksadı, bir kaide-i külliye hükmünde olan Esmâ-i Hüsnâ ile takrîr ederek tesbit eder, tahkîk edip isbât eder.
Meselâ:
﴿ قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّت۪ي تُجَادِلُكَ ف۪ي زَوْجِهَا وَتَشْتَك۪ٓي اِلَى اللّٰهِ وَاللّٰهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ﴾
İşte Kur'ân der: “Cenâb-ı Hak, Semi'-i Mutlak’tır, herşeyi işitir. Hattâ en cüz'î bir mâcera olan ve zevcinden teşekkî eden bir zevcenin sana karşı mücâdelesini Hak ismiyle işitir. Hem rahmetin en latîf cilvesine mazhar ve şefkatin en fedâkâr bir hakikatine mâden olan bir kadının haklı olarak zevcinden da'vâsını ve Cenâb-ı Hakk’a şekvâsını umûr-u azîme sûretinde Rahîm ismiyle ehemmiyetle işitir ve Hak ismiyle ciddiyetle bakar.” İşte bu cüz'î maksadı küllîleştirmek için, mahlûkatın en cüz'î bir hâdisesini işiten, gören –kâinâtın dâire-i imkânîsinden haric– bir Zât, elbette herşeyi işitir, herşeyi görür bir Zât olmak lâzımgelir. Ve kâinâta Rab olan, kâinât içinde mazlum küçük mahlûkların dertlerini görmek, feryâdlarını işitmek gerektir. Dertlerini görmeyen, feryâdlarını işitmeyen, “Rab” olamaz.
Öyle ise; ﴾ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ﴿ cümlesiyle iki hakikat-i azîmeyi tesbit eder.
Hem meselâ:
﴿ سُبْحَانَ الَّذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا اِنَّـهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ﴾
