İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 417 / 765
417

İşte Kur'ân, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın mi'râcının mebde'i olan Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksâ’ya olan seyerânını zikrettikten sonra ﴾ اِنَّـهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ﴿ der. ﴾ اِنَّـهُ ﴿ deki zamîr, ya Cenâb-ı Hakk’adır veyâhut Peygamber’edir. Peygamber’e göre olsa, şöyle oluyor ki: “Bu seyahat-ı cüz'îde, bir seyr-i umumî, bir urûc-u küllî var ki; tâ Sidretü'l-Müntehâ’ya, tâ Kàb-ı Kavseyn’e kadar, merâtib-i külliye-i esmâiyede gözüne, kulağına tezâhür eden âyât-ı Rabbâniye’yi ve acâib-i san'at-ı İlâhiye’yi işitmiş, görmüştür.” der. O küçük, cüz'î seyahati, küllî ve mahşer-i acâib bir seyahatin anahtarı hükmünde gösteriyor.

Eğer zamîr, Cenâb-ı Hakk’a râci' olsa şöyle oluyor ki: “Bir abdini bir seyahatte huzuruna dâvet edip bir vazife ile tavzif etmek için Mescid-i Haram’dan mecma'-ı enbiyâ olan Mescid-i Aksâ’ya gönderip enbiyâlarla görüştürüp bütün enbiyâların usûl-ü dinlerine vâris-i mutlak olduğunu gösterdikten sonra, tâ Kàb-ı Kavseyn’e kadar mülk ü melekûtunda gezdirdi.” İşte, çendan o Zât bir abddir, bir mi'râc-ı cüz'îde seyahat eder; fakat bu abdde bütün kâinâta taalluk eden bir emânet beraberdir. Hem şu kâinâtın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saâdet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenâb-ı Hak kendi Zât’ını, “Bütün eşyayı işitir ve görür.” sıfatıyla tavsif eder. Tâ o emânet, o nur, o anahtarın cihan-şümûl hikmetlerini göstersin.

Hem meselâ:

﴿ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴾

İşte şu sûrede, “Semâvât ve arzın Fâtır-ı Zülcelâl’i, semâvât ve arzı, öyle bir tarzda tezyîn edip âsâr-ı kemâlini göstermekle hadsiz seyircilerinden Fâtır’ına hadsiz medh ü senâlar ettiriyor ve öyle de hadsiz ni'metlerle süslendirmiş ki; semâ ve zemin, bütün ni'metlerin ve ni'met-dîdelerin lisânlarıyla, o Fâtır-ı Rahmân’ına, nihâyetsiz hamd ve sitâyiş ederler.” dedikten sonra, yerin şehirleri ve memleketleri içinde Fâtır’ın verdiği cihâzât ve kanatlarıyla seyr ü seyahat eden insanlarla, hayvanat ve tuyûr gibi, semâvî saraylar olan yıldızlar ve ulvî memleketleri olan burçlarda gezmek ve tayerân etmek için o memleketin sekeneleri olan meleklerine kanat veren Zât-ı Zülcelâl, elbette herşeye kadîr olmak lâzımgelir. Bir sineğe, bir meyveden bir meyveye; bir serçeye, bir ağaçtan bir ağaca uçmak kanadını veren, Zühre’den Müşteri’ye, Müşteri’den Zühal’e uçacak

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.