İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 454 / 765
454

o âyine yalnız mukâbilini tutar. Sonra o iki tarafı bir tertib ile tutar, çoğunu tutamaz. O âyine ne kadar aşağı ise, o kadar az görür. Fakat o âyine ile yükseğe çıktıkça, o âyinenin mukâbil dâiresi genişlenir. Gitgide, bütün iki taraf mesâfeyi birden bir ânda tutar. İşte şu âyine şu vaziyette onun irtisamında, o mesâfelerde cereyan eden hâlât birbirine mukaddem, muahhar, muvâfık, muhâlif denilmez. İşte kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i Ezelî, hadîsin tâbiriyle: Manzar-ı a'lâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihâta eder bir makam-ı a'lâdadır. Biz ve muhâkemâtımız, onun haricinde olamaz ki, mâzi mesâfesinde bir âyine tarzında olsun.

#### Beşincisi

Beşincisi: Kader, sebeble müsebbebe bir taalluku var. Yani şu müsebbeb, şu sebeble vukû'a gelecek. Öyle ise, denilmesin ki: “Mâdem filân adamın ölmesi, filân vakitte mukadderdir. Cüz'-i ihtiyarıyla tüfek atan adamın ne kabahati var, atmasaydı yine ölecekti?”

Suâl: Niçin denilmesin?

Elcevab: Çünkü; kader, onun ölmesini onun tüfeğiyle ta'yin etmiştir. Eğer onun tüfek atmamasını farzetsen, o vakit kaderin adem-i taallukunu farzediyorsun. O vakit ölmesini ne ile hükmedeceksin! Ya Cebrî gibi; sebebe ayrı, müsebbebe ayrı birer kader tasavvur etsen veyâhut Mu'tezile gibi kaderi inkâr etsen, Ehl-i Sünnet ve Cemâat’i bırakıp fırka-i dâlleye girersin. Öyle ise, biz ehl-i hak deriz ki: “Tüfek atmasaydı, ölmesi bizce mechûl.” Cebrî der: “Atmasaydı yine ölecekti.” Mu'tezile der “Atmasaydı ölmeyecekti.”

#### Altıncısı

Altıncısı: (Hâşiye) [^2] Cüz'-i ihtiyarînin üssü'l-esâsı olan meyelân, Mâturidî’ce bir emr-i itibarîdir, abde verilebilir. Fakat Eş'arî, ona mevcûd nazarıyla baktığı için abde vermemiş. Fakat o meyelândaki tasarruf, Eş'ariye’ce bir emr-i itibarîdir. Öyle ise; o meyelân, o tasarruf, bir emr-i nisbîdir. Muhakkak bir vücûd-u haricîsi yoktur. Emr-i itibarî ise, illet-i tâmme istemez ki; illet-i tâmme vücûdu için lüzum ve zarûret ve vücûb ortaya girip ihtiyarı ref'etsin.. Belki o emr-i itibarînin illeti, bir rüchâniyet derecesinde bir vaziyet alsa, o emr-i itibarî sübût bulabilir. Öyle ise, o ânda onu terkedebilir. Kur'ân ona o ânda diyebilir ki: “Şu şerdir, yapma.”

[^2]: (Hâşiye) Gayet müdakkik âlimlere mahsûs bir hakikattir.

Evet eğer abd, hàlık-ı ef'âli bulunsaydı ve icâda iktidarı olsaydı, o vakit ihtiyarı ref' olurdu. Çünkü; ilm-i usûl ve hikmette مَا لَمْ يَجِبْ لَمْ يُوجَدْ kaidesince mukarrerdir ki: “Bir şey vâcib olmazsa, vücûda gelmez.”

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.