İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 289 / 765
289

avucuna alır, bir güzel altın yapar. Elbette kat'iyyen hükmedeceksin ki; o Zât, öyle kendine hàs bir san'ata mâliktir, bütün anâsır-ı arziye, O’nun emrine musahhar ve bütün mevâlid-i türâbiye, O’nun hükmüne bakar.. Evet, hayattaki tecellî-i kudret ve hikmet, bu misâlden bin derece daha acîbtir.

İşte hayat üstündeki çok sikkelerden bir tek sikke...

Üçüncü Lem'a

ÜÇÜNCÜ LEM'A: Bak, şu kâinât-ı seyyâlede, şu mevcûdât-ı seyyârede cevelân eden zîhayatlara! Göreceksin ki, bütün zîhayatlardan herbir zîhayat üstünde, Hayy-ı Kayyûm’un koyduğu çok hâtemleri vardır. O hâtemlerden bir hâtemi şudur ki: O zîhayat, meselâ, şu insan; âdeta kâinâtın bir misâl-i musağğarı, şecere-i hilkatin bir semeresi ve şu âlemin bir çekirdeği gibi ki, envâ'-ı âlemin ekser nümûnelerini câmi'dir. Güyâ o zîhayat, bütün kâinâttan gayet hassas mîzanlarla süzülmüş bir katredir. Demek, şu zîhayatı halketmek ve ona Rab olmak, bütün kâinâtı kabza-i tasarrufunda tutmak lâzımgelir.

İşte, eğer aklın evhâmda boğulmamış ise, anlarsın ki: Bir kelime-i kudreti, meselâ, bal arısını; ekser eşyaya bir nev'i küçük fihriste yapmak ve bir sahifede, meselâ, insanda; şu kitab-ı kâinâtın ekser mes'elelerini yazmak, hem bir noktada, meselâ, küçücük incir çekirdeğinde; koca incir ağacının programını dercetmek ve bir harfte, meselâ, kalb-i beşerde; şu âlem-i kebîrin safahâtında tecellî ve ihâta eden bütün esmânın âsârını göstermek ve bir mercimek tanesi kadar mevki tutan kuvve-i hâfıza-i insaniyede bir kütübhâne kadar yazı yazdırmak ve bütün hâdisât-ı kevniyenin mufassal fihristesini o kuvvecikte dercetmek, elbette ve elbette Hàlık-ı Küll-i Şey’e hàs ve bu kâinâtın Rabb-i Zülcelâl’ine mahsûs bir hâtemdir.

İşte zîhayat üstünde olan pek çok hâtem-i Rabbânî’den bir tek hâtem, böyle nurunu gösterse ve O’nun âyâtını şöyle okuttursa, acaba birden bütün o hâtemlere bakabilsen, görebilsen سُبْحَانَ مَنِ اخْتَفٰى بِشِدَّةِ ظُهُورِهِ demeyecek misin?

Dördüncü Lem'a

DÖRDÜNCÜ LEM'A: Bak, şu semâvâtın denizinde yüzen ve şu zeminin yüzünde serpilen rengârenk mevcûdâta ve çeşit çeşit masnûâta dikkat et! Göreceksin ki; herbiri üstünde Şems-i Ezelî’nin taklid kabûl etmez tuğrâları vardır. Nasıl hayatta sikkeleri, zîhayatta hâtemleri görünüyor ve bir-ikisini gördük; ihyâ üstünde dahi öyle tuğrâları vardır. Temsîl, derin mânâları fehme yakınlaştırdığından bir temsîl ile şu hakikati göstereceğiz.

Meselâ, Güneş; seyyârelerden tut, tâ katrelere kadar, tâ camın küçük parçalarına kadar ve kar’ın parlak zerreciklerine kadar şu Güneş’in cilve-i misâliyesinden ve in'ikâsından bir tuğrâsı ve Güneş’e mahsûs bir eser-i

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.