İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 431 / 765
431

Hâtime

Hâtime

Kur'ân’ın lemeât-ı i'câzından iki lem'a-i i'câziye, Ondokuzuncu Sözün Ondördüncü Reşhası’nda geçmiştir ki; bir sebeb-i kusur zannedilen tekrârâtı ve ulûm-u kevniyede icmâli, herbiri birer lem'a-i i'câzın menba'ıdır. Hem Kur'ân’da mu'cizât-ı enbiyâ yüzünde parlayan bir lem'a-i i'câz-ı Kur'ân, Yirminci Sözün İkinci Makamı’nda vâzıhan gösterilmiştir. Daha bunlar gibi sâir Söz’lerde ve risale-i arabiyemde çok lemeât-ı i'câziye zikredilip onlara iktifâen yalnız şunu deriz ki, bir mu'cize-i Kur'âniye daha şudur ki:

Nasıl bütün mu'cizât-ı enbiyâ, Kur'ân’ın bir nakş-ı i'câzını göstermiştir, öyle de: Kur'ân, bütün mu'cizâtıyla bir mu'cize-i Ahmediye (A.S.M.) olur ve bütün Mu'cizât-ı Ahmediye (A.S.M.) dahi, Kur'ân’ın bir mu'cizesidir ki, Kur'ân’ın Cenâb-ı Hakk’a karşı nisbetini gösterir ve o nisbetin zuhûruyla herbir kelimesi bir mu'cize olur. Çünkü; o vakit bir tek kelime bir çekirdek gibi bir şecere-i hakàikı ma'nen tazammun edebilir. Hem merkez-i kalb gibi hakikat-i uzmânın bütün a'zâsına münâsebetdâr olabilir. Hem bir ilm-i muhîte ve nihâyetsiz bir irâdeye istinâd ettiği için, hurûfuyla, hey'etiyle, vaziyetiyle, mevkiiyle hadsiz eşyaya bakabilir. İşte şu sırdandır ki; ulemâ-i ilm-i hurûf, Kur'ân’ın bir harfinden bir sahife kadar esrâr bulduklarını iddia ederler ve da'vâlarını, o fennin ehline isbât ediyorlar.

Risalenin başından şuraya kadar bütün şu'leleri, şuâları, lem'aları, nurları, ziyâları nazara topla, birden bak! Baştaki da'vâ, şimdi kat'î netice olarak, yani:

﴿ قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰٓى اَنْ يَاْتُوا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْآنِ لَا يَاْتُونَ بِمِثْلِـه۪ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَه۪يرًا ﴾

'yı yüksek bir sadâ ile okuyup ilân ediyorlar.

﴿ سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَاعَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ﴾

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.