İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 12 / 765
12

hüccet şudur ki; İmâm-ı Şâfiî (R.A.) gibi çok büyük müçtehidler demişler: “Besmele tek bir âyet olduğu hâlde, Kur'ân’da yüz ondört defa nâzil olmuştur.”

Dördüncü Sır

DÖRDÜNCÜ SIR: Hadsiz kesret içinde Vâhidiyet tecellîsi, hitâb-ı

﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ ﴿ demekle herkese kâfî gelmiyor. Fikir dağılıyor. Mecmûundaki vahdet arkasında Zât-ı Ehadiyet’i mülâhaza edip ﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ ﴿ demeğe küre-i arz vüs'atinde bir kalb bulunmak lâzım geliyor. Ve bu sırra binâen, cüz'iyâtta zâhir bir sûrette Sikke-i Ehadiyet’i gösterdiği gibi; herbir nev'ide Sikke-i Ehadiyet’i göstermek ve Zât-ı Ehad’i mülâhaza ettirmek için, hâtem-i Rahmâniyet içinde bir Sikke-i Ehadiyet’i gösteriyor; tâ külfetsiz herkes her mertebede ﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ ﴿ deyip doğrudan doğruya Zât-ı Akdes’e hitâb ederek müteveccih olsun.

İşte Kur'ân-ı Hakîm bu sırr-ı azîmi ifâde içindir ki; kâinâtın dâire-i a'zamından.. meselâ; semâvât ve arzın hilkatinden bahsettiği vakit, birden en küçük bir dâireden ve en dakîk bir cüz'îden bahseder; tâ ki, zâhir bir sûrette hâtem-i Ehadiyet’i göstersin. Meselâ; hilkat-ı semâvât ve arzdan bahsi içinde, hilkat-ı insandan ve insanın sesinden ve sîmâsındaki dekàik-i ni'met ve hikmetten bahis açar. Tâki fikir dağılmasın, kalb boğulmasın, rûh Ma'bûd’unu doğrudan doğruya bulsun. Meselâ:

﴿ وَمِنْ آيَاتِـه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ ﴾

âyeti mezkûr hakikati mu'cizâne bir sûrette gösteriyor. Evet, hadsiz mahlûkatta ve nihâyetsiz bir kesrette Vahdet sikkeleri; mütedâhil dâireler gibi en büyüğünden, en küçük sikkeye kadar envâ'ı ve mertebeleri vardır. Fakat o Vahdet, ne kadar olsa yine kesret içinde bir Vahdet’tir. Hakîki hitâbı tam te'min edemiyor. Onun için, Vahdet arkasında Ehadiyet sikkesi bulunmak lâzımdır. Tâ ki, kesreti hâtıra getirmesin. Doğrudan doğruya Zât-ı Akdes’e karşı kalbe yol açsın. Hem Sikke-i Ehadiyet’e nazarları çevirmek ve kalbleri celbetmek için, o Sikke-i Ehadiyet üstünde gayet câzibedâr bir nakış ve gayet parlak bir nur ve gayet şirin bir halâvet ve gayet sevimli bir cemâl ve gayet kuvvetli bir hakikat olan Rahmet sikkesini ve Rahîmiyet hâtemini koymuştur. Evet, o Rahmet’in kuvvetidir ki, zîşuûrun nazarlarını celbeder, kendine çeker ve Ehadiyet sikkesine îsâl eder. Ve Zât-ı Ehadiye’yi mülâhaza ettirir ve ondan ﴾  اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ ﴿

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.