İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 387 / 765
387

oda gibi açıp kapayan ve zemin bir bahçe ve semâ, misbâhlarıyla süslendirilmiş bir dam gibi tasarruf eden ve mâzi ve müstakbel, bir gece ve gündüz gibi nazarına karşı hazır iki sahife hükmünde temâşâ eden ve ezel ve ebed, dün ve bugün gibi silsile-i şuûnâtın iki tarafı birleşmiş, ittisal peydâ etmiş bir sûrette bir zaman-ı hazır gibi onlara bakan bir Zât-ı Zülcelâl’e yakışır bir tarz-ı beyândır.

Nasıl bir usta, bina ettiği ve idare ettiği iki hâneden bahseder. Programını ve işlerinin liste ve fihristesini yapar. Kur'ân dahi, şu kâinâtı yapan ve idare eden ve işlerinin listesini ve fihristesini –tâbir câiz ise– programını yazan, gösteren bir Zât’ın beyânına yakışır bir tarzdadır. Hiçbir cihetle eser-i tasannu' ve tekellüf görünmüyor. Hiçbir şâibe-i taklid veya başkasının hesabına ve onun yerinde kendini farzedip konuşmuş gibi bir hud'anın emâresi olmadığı gibi bütün ciddiyetiyle, bütün safvetiyle, bütün hulûsiyle sâfî, berrak, parlak beyânı, nasıl gündüzün ziyâsı “Güneş’ten geldim.” der. Kur'ân dahi, “Ben, Hàlık-ı âlemin beyânıyım ve kelâmıyım.” der.

Evet, şu dünyayı antika san'atlarla süslendiren ve lezzetli ni'metlerle dolduran ve san'at-perverâne ve ni'met-perverâne şu derece san'atının acîbeleriyle, şu derece kıymetdâr ni'metlerini dünyanın yüzüne serpen, sıravâri tanzim eden ve zeminin yüzünde seren, güzelce dizen bir Sâni', bir Mün'im’den başka şu velvele-i takdir ve istihsânla ve zemzeme-i hamd ve şükrânla dünyayı dolduran ve zemini bir zikirhâne, bir mescid, bir temâşâgâh-ı San'at-ı İlâhiye’ye çeviren Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân kime yakışır ve kimin kelâmı olabilir! O’ndan başka kim ona sâhib çıkabilir? O’ndan başka kimin sözü olabilir!.. Dünyayı ışıklandıran ziyâ, Güneş’ten başka hangi şeye yakışır!.. Tılsım-ı kâinâtı keşfedip âlemi ışıklandıran beyân-ı Kur'ân, Şems-i Ezelî’den başka kimin nuru olabilir? Kimin haddine düşmüş ki; Ona nazîre getirsin, Onun taklidini yapsın!.. Evet, bu dünyayı san'atlarıyla zînetlendiren bir san'atkârın, san'atını istihsân eden insanla konuşmaması muhâldir. Mâdem ki, yapar ve bilir; elbette konuşur. Mâdem konuşur, elbette konuşmasına yakışan Kur'ân’dır. Bir çiçeğin tanziminden lâkayd kalmayan bir Mâlikü'l-Mülk, bütün mülkünü velveleye veren bir kelâma karşı nasıl lâkayd kalır! Hiç başkasına mal edip hiçe indirir mi?

#### Beşinci Lem'a

Beşinci Lem'a: Kur'ân’ın üslûb ve îcâzındaki câmiiyet-i hàrikadır. Bunda “Beş Işık” var

##### Birinci Işık

Birinci Işık: Üslûb-u Kur'ân’ın o kadar acîb bir cem'iyeti var ki, bir tek sûre, kâinâtı içine alan bahr-i muhît-i Kur'ânî’yi içine alır. Bir tek

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.