İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 571 / 765
571

Kur'ân’ı inkâr eden o küffardan hiçbir kimse, şu âyetin tekzîbine, yani ihbar ettiği şu vâkıanın inkârına ağız açmamışlar. Eğer o zamanda o hâdise, o küffarca kat'î ve vâki bir hâdise olmasa idi; şu sözü serrişte ederek, gayet dehşetli bir tekzîbe ve Peygamber’in ibtal-i da'vâsına hücum göstereceklerdi. Hâlbuki: Şu vak'aya dair siyer ve tarih, o vak'a ile münâsebetdâr küffarın adem-i vukû'una dair hiçbir şeyini nakletmemişlerdir.

Yalnız: ﴾ وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ ﴿ âyetinin beyân ettiği gibi, tarihçe menkul olan şudur ki: O hâdiseyi gören küffar, “sihirdir” demişler ve “Bize sihir gösterdi. Eğer sâir taraflardaki kervan ve kafileler görmüşlerse hakikattir. Yoksa bize sihir etmiş.” demişler. Sonra sabahleyin Yemen ve başka taraflardan gelen kafileler ihbar ettiler ki: “Böyle bir hâdiseyi gördük.” Sonra küffar, Fahr-i Âlem (A.S.M.) hakkında (Hâşâ): “Yetîm-i Ebû Tâlib’in sihri semâya da te'sir etti!” dediler.

İkinci Nokta

İKİNCİ NOKTA: Sa'd-ı Taftazanî gibi eâzım-ı muhakkìkînin ekseri demişler ki: “İnşikak-ı Kamer, parmaklarından su akması, umum bir orduya su içirmesi, câmide hutbe okurken dayandığı kuru direğin müfârakat-ı Ahmediye’den (A.S.M.) ağlaması; umum cemâatin işitmesi gibi mütevâtirdir. Yani, öyle tabakadan tabakaya bir cemâat-i kesîre nakletmiştir ki, kizbe ittifakları muhâldir. “Hâle” gibi meşhûr bir kuyruklu yıldızın bin sene evvel çıkması gibi mütevâtirdir. Görmediğimiz Serendip Adası’nın vücûdu gibi tevâtürle vücûdu kat'îdir.” demişler. İşte böyle gayet kat'î ve şühûdî mesâilde teşkîkât-ı vehmiye yapmak, akılsızlıktır. Yalnız muhâl olmamak kâfîdir. Hâlbuki: Şakk-ı Kamer, bir volkanla inşikak eden bir dağ gibi mümkündür.

Üçüncü Nokta

ÜÇÜNCÜ NOKTA: Mu'cize; da'vâ-yı Nübüvvet’in isbâtı için, münkirleri iknâ etmek içindir, icbar için değildir. Öyle ise; da'vâ-yı Nübüvvet’i işitenler için, iknâ edecek bir derecede mu'cize göstermek lâzımdır. Sâir taraflara göstermek veyâhut icbar derecesinde bir bedâhetle izhâr etmek, Hakîm-i Zülcelâl’in hikmetine münâfî olduğu gibi, sırr-ı teklife dahi muhâliftir. Çünkü: “Akla kapı açmak, ihtiyarı elinden almamak.” sırr-ı teklif iktiza ediyor. Eğer Fâtır-ı Hakîm, inşikak-ı Kamer’i, feylesofların hevesâtına göre bütün âleme göstermek için bir-iki saat öyle bıraksa idi ve beşerin umum tarihlerine geçse idi, o vakit sâir hâdisât-ı semâviye gibi; ya da'vâ-yı Nübüvvet’e delil olmazdı, Risalet-i Ahmediye’ye (A.S.M.) hususiyeti kalmazdı. Veyâhut bedâhet derecesinde öyle bir mu'cize olacaktı ki: Aklı icbar edecek, aklın ihtiyarını elinden alacak; ister istemez Nübüvvet’i tasdik edecek. Ebû Cehil gibi kömür rûhlu, Ebû Bekir-i Sıddık gibi elmas rûhlu adamlar; bir seviyede kalıp, sırr-ı teklif zâyi' olacaktı. İşte bu sır içindir ki:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.