Mâdem hakikat böyledir, âkıl isen, ibâdet cihetinde yalnız bugünü düşün. Ve “Onun bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvî bir hizmete sarfediyorum.” de. O vakit senin acı bir fütûrun, tatlı bir gayrete inkılâb eder.
İşte ey sabırsız nefsim! Sen, üç sabır ile mükellefsin. Birisi: Tâat üstünde sabırdır. Birisi: Ma'siyetten sabırdır. Diğeri: Musîbete karşı sabırdır. Aklın varsa, şu üçüncü îkazdaki temsîlde görünen hakikati rehber tut. Merdâne “Yâ Sabûr!” de, üç sabrı omuzuna al. Cenâb-ı Hakk’ın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan her meşakkate ve her musîbete kâfî gelebilir.. ve o kuvvetle dayan.
Dördüncü İkaz
DÖRDÜNCÜ ÎKAZ: Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor? Hâlbuki bir adam sana birkaç para verse veyâhut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve fütûrsuz çalışırsın. Acaba, bu misâfirhâne-i dünyada âciz ve fakir kalbine kût ve gınâ ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıdâ ve ziyâ ve herhalde mahkemen olan Mahşer’de sened ve berât ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü’nde nur ve burâk olacak bir namaz, neticesiz midir? Veyâhut ücreti az mıdır? Bir adam sana yüz liralık bir hediye va'detse yüz gün seni çalıştırır. Hulfü'l-va'd edebilir; o adama i'timâd edersin, fütûrsuz işlersin.
Acaba, hulfü'l-va'd; hakkında muhâl olan bir Zât, Cennet gibi bir ücreti ve saâdet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va'detse.. pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse, sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle O’nu va'dinde ittiham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir te'dibe ve dehşetli bir tâzibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütûrsuz hizmet ettiğin hâlde, Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve latîf bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?
Beşinci İkaz
BEŞİNCİ ÎKAZ: Ey dünya-perest nefsim! Acaba ibâdetteki fütûrun ve namazdaki kusurun, meşâğil-i dünyeviyenin kesretinden midir? Veyâhut derd-i maîşetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun?
Sen isti'dat cihetiyle bütün hayvanatın fevkınde olduğunu ve hayat-ı dünyeviyenin levâzımatını tedârikte, iktidar cihetiyle bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki, vazife-i asliyen hayvan gibi çabalamak değil, belki hakîki bir insan gibi, hakîki bir hayat-ı dâime için sa'yetmektir. Bununla beraber meşâğil-i dünyeviye dediğin, çoğu sana ait olmayan ve fuzûlî bir sûrette karıştığın ve karıştırdığın mâlâyanî meşgalelerdir. En elzemini bırakıp, güyâ binler sene ömrün
