İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 284 / 765
284

işittiriyor. Çünkü, uzaktan uzağa herkes buradaki nutkunu işitmeye çalışıyor. Değil yalnız insanlar dinliyor, belki hayvanlar da, hattâ bak, dağlar da onun getirdiği emirlerini dinliyorlar ki; yerlerinden kımıldanıyorlar. Şu ağaçlar, işâret ettiği yere gidiyorlar. Nerede istese su çıkarıyor. Hattâ parmağını da bir âb-ı kevser memesi gibi yapar, ondan âb-ı hayat içiriyor. Bak, şu sarayın kubbe-i àlîsinde mühim lamba, (Hâşiye-21) [^21] O’nun işâretiyle, bir iken ikileşiyor. Demek bu memleket bütün mevcûdâtıyla O’nun memuriyetini tanıyor. O’nu “Gaybî bir Zât-ı mu'ciz-nümânın en hàs ve doğru bir tercümânıdır, bir dellâl-ı saltanatı ve tılsımının keşşâfı ve evâmirinin tebliğine emin bir elçisi” olduğunu biliyor gibi, O’nu dinleyip itâat ediyorlar. İşte, bu Zât’ın her söylediği sözü, etrafındaki bütün aklı başında olanlar: “Evet, evet, doğrudur!” derler, tasdik ederler. Belki şu memlekette dağlar, ağaçlar, bütün memleketleri ışıklandıran büyük nur lambası, (Hâşiye-22) [^22] o Zât’ın işâret ve emirlerine baş eğmesiyle: “Evet, evet, her dediğin doğrudur!” derler.

[^21]: (Hâşiye-21) Mühim lamba, Kamer'dir ki; O'nun işâretiyle iki parça olmuş. Yani Mevlâna Câmî'nin dediği gibi: "Hiç yazı yazmayan o ümmî Zât, parmak kalemiyle sahife-i semâvîde bir elif yazmış; bir kırkı, iki elli yapmış." Yani, şakktan evvel, kırk olan mim'e benzer; şakktan sonra iki hilâl oldu, elliden ibaret olan iki nun'a benzedi.

[^22]:(Hâşiye-22) Büyük bir nur lambası, Güneş'tir ki; Arz'ın şarktan geri dönmesiyle yeniden Güneş'in görünmesi, kucağında Peygamber'in (A.S.M.) yatmasıyla ikindi namazını kılmayan İmâm-ı Ali (R.A.) o mu'cizeye binâen ikindi namazını edâen kılmış.

İşte ey sersem arkadaş! Şu pâdişahın hazine-i hàssasına mahsûs bin nişan taşıyan şu nurânî ve muhteşem ve pek ciddi Zât’ın bütün kuvvetiyle, bütün memleketin ileri gelenlerinin taht-ı tasdikinde bahsettiği bir Zât-ı mu'ciz-nümâdan ve zikrettiği evsâfından ve tebliğ ettiği evâmirinde, hiçbir vecihle hilâf ve hile bulunabilir mi? Bunda hilâf-ı hakikat kàbilse; şu sarayı, şu lambaları, şu cemâati; hem vücûdlarını, hem hakikatlerini tekzîb etmek lâzım gelir. Eğer haddin varsa buna karşı i'tirâz parmağını uzat! Gör, nasıl parmağın, bürhân kuvvetiyle kırılıp, senin gözüne sokulacak...

On İkinci Bürhan

ONİKİNCİ BÜRHÂN:

Gel, ey bir parça aklı başına gelen birader! Bütün onbir bürhân kuvvetinde bir bürhân daha göstereceğim. İşte bak! Yukarıdan inen ve herkes O’na hayretinden veya hürmetinden kemâl-i dikkatle bakan, şu nurânî fermâna (Hâşiye-23) [^23] bak. O bin nişanlı Zât, O’nun yanına durmuş, O fermânın meâlini umuma beyân ediyor. İşte şu fermânın üslûbları, öyle bir tarzda parlıyor ki; herkesin nazar-ı istihsânını celbediyor ve öyle ciddi, ehemmiyetli mes'eleleri zikrediyor ki; herkes kulak vermeye mecbur

[^23]:(Hâşiye-23) Nurânî fermân, Kur'ân'a ve üstündeki tuğrâ ise, i'câzına işârettir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.