İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 172 / 765
172

ve mensûcât-ı ebediyenin sür'atle işleyen tezgâhı.. ve menâzır-ı sermediyenin sür'atle değişen taklidgâhı.. ve besâtin-i dâimenin tohumcuklarına sür'atle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur. İşte arzın (Hâşiye) [^1] bu azamet-i maneviyesinden ve ehemmiyet-i san'aviyesindendir ki; Kur'ân-ı Hakîm, semâvâta nisbeten büyük bir ağacın küçük bir meyvesi hükmünde olan arzı, bütün semâvâta denk tutuyor. Onu bir kefede, bütün semâvâtı bir kefede koyuyor. Mükerreren ﴾ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ﴿ der.

[^1]:(Hâşiye) Evet, küre-i arz, küçüklüğüyle beraber semâvâta karşı gelebilir. Çünkü; nasıl ki "Dâimî bir çeşme, vâridâtsız büyük bir gölden daha büyük" denilebilir. Hem, bir ölçek ile bir şey ölçerek başka yere nakledilen ve onun elinden geçmiş ve ona girmiş çıkmış bir mahsulâtla, zâhiren binler defa ölçekten büyük ve dağ gibi bir cisimle o ölçek muvâzeneye çıkabilir. Aynen öyle de; küre-i arz, Cenâb-ı Hak onu san'atına bir meşher ve icâdına bir mahşer ve hikmetine medâr ve kudretine mazhar ve rahmetine mezher ve Cennet'ine mezraa ve hadsiz kâinâta ve mahlûkat âlemlerine ölçek ve mâzi denizlerine ve gayb âlemine akacak bir çeşme hükmünde icâd etmiş. Her sene kat kat ve katmerli yüzbin tarzda, masnûâttan dokunmuş gömleklerini değiştirdiği ve çok defa dolup mâziye boşaltarak gayb âlemine döktüğü bütün o müteceddid âlemleri ve arzın müteaddid gömleklerini nazara al, yani bütün mâzisini hazır farzet; sonra yeknesak ve bir derece basit semâvâta karşı muvâzene et. Göreceksin ki arz, ziyâde gelmezse, noksan da kalmaz. İşte ﴾ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ﴿ sırrını anla.

Hem arzın şu mezkûr hikmetlerden neş'et eden sür'atli tahavvülü ve devamlı tağayyürü iktiza eder ki, sekenesi de ona göre mazhar-ı tahavvülât olsun. Hem şu mahdûd arz, hadsiz mu'cizât-ı kudrete mazhar olduğundandır ki, en mühim sekeneleri olan ins ve cinnin kuvâlarına, sâir zîhayatlar gibi fıtrî bir had ve hulkî bir kayıt konulmadığı için nihâyetsiz terakkî ve nihâyetsiz tedennîye mazhar olmuşlar. Enbiyâdan, evliyâdan tut, tâ Nemrudlara, tâ şeytanlara kadar uzun bir meydân-ı imtihanları peydâ olmuştur. Mâdem öyledir, elbette fir'avunlaşmış şeytanlar, hadsiz şerâretiyle semâya ve ehline taş atacaklar.

Dördüncü Basamak

Dördüncü Basamak: Bütün âlemlerin Rabbi ve Müdebbir’i ve Hàlık’ı olan Zât-ı Zülcelâl’in, ahkâmları ayrı ayrı pek çok nâmları ve ünvânları ve Esmâ-i Hüsnâ’sı vardır. Meselâ: Ashâb-ı Nebî safında küffara karşı muhârebe etmek için melâikeleri göndermesini iktiza eden hangi isim ve ünvân ise, o isim ve ünvân iktiza eder ki; melâike ile şeyâtîn ortasında muhârebe bulunsun ve ahyâr-ı semâviyyîn ve eşrâr-ı arziyyîn mâbeynlerinde mübâreze olsun. Evet, küffarın nüfûs ve enfâsları kabza-i kudretinde olan Kadîr-i Zülcelâl, bir emir ile, bir sayha ile onları mahvetmiyor. Rubûbiyet-i âmme ünvânıyla, Hakîm ve Müdebbir ismiyle bir meydân-ı imtihan ve mübâreze açıyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.