cezâlet, bütün envâ'ıyla âhirzamanda en merğûb bir sûret alacaktır. Hattâ insanlar, kendi fikirlerini birbirlerine kabûl ettirmek ve hükümlerini birbirine icra ettirmek için en keskin silâhını, cezâlet-i beyândan ve en mukâvemet-sûz kuvvetini, belâğat-ı edâdan alacaktır.”
Elhâsıl: Kur'ân’ın ekser âyetleri, herbiri birer hazine-i kemâlâtın anahtarı ve birer define-i ilmin miftâhıdır. Eğer istersen Kur'ân’ın semâvâtına ve âyâtının nücûmlarına yetişesin; geçmiş olan yirmi aded Söz’leri, yirmi basamaklı bir merdiven yaparak çık. (Hâşiye-1) [^6] Onunla gör ki; Kur'ân ne kadar parlak bir güneştir. Hakàik-ı İlâhiye’ye ve hakàik-ı mümkinât üstüne nasıl sâfî bir nur serpiyor ve parlak bir ziyâ neşrediyor, bak!..
[^6]:(Hâşiye-1) Belki otuzüç aded Sözleri, otuzüç aded Mektûbları, otuzbir Lem'aları, onüç Şuâları; yüzyirmi basamaklı bir merdivendir...
Netice: Mâdem enbiyâya dair olan âyetler, şimdiki terakkiyât-ı beşeriyenin hàrikalarına birer nev'i işâretle beraber, daha ilerideki hududunu çiziyor gibi bir tarz-ı ifâdesi var ve mâdem herbir âyetin müteaddid mânâlara delâleti muhakkaktır, belki müttefekun-aleyhtir ve mâdem enbiyâya ittibâ' etmek ve iktidâ etmeye dair evâmir-i mutlaka var; öyle ise, şu geçmiş âyetlerin maânî-i sarîhalarına delâletle beraber, san'at ve fünûn-u beşeriyenin mühimlerine işârî bir tarzda delâlet, hem teşvik ediliyor denilebilir...
İki Mühim Sual
İKİ MÜHİM SUÂLE KARŞI, İKİ MÜHİM CEVAB
#### Birincisi
BİRİNCİSİ:
Eğer desen: “Mâdem Kur'ân, beşer için nâzil olmuştur; neden beşerin nazarında en mühim olan medeniyet hàrikalarını tasrîh etmiyor? Yalnız gizli bir remz ile, hafî bir îmâ ile, hafif bir işâretle, zaîf bir ihtar ile iktifâ ediyor?”
Elcevab: Çünkü: Medeniyet-i beşeriye hàrikalarının hakları, bahs-i Kur'ânîde o kadar olabilir. Zîra Kur'ân’ın vazife-i asliyesi; dâire-i Rubûbiyet’in kemâlât ve şuûnâtını ve dâire-i ubûdiyetin vezâif ve ahvâlini ta'lim etmektir. Öyle ise; şu havârık-ı beşeriyenin o iki dâirede hakları, yalnız bir zaîf remz, bir hafif işâret, ancak düşer. Çünkü; onlar, dâire-i Rubûbiyet’ten haklarını isteseler o vakit pek az hak alabilirler.
Meselâ; tayyare-i beşer (Hâşiye-2) [^7], Kur'ân’a dese: “Bana bir hakk-ı
[^7]:(Hâşiye-2) Şu ciddi mes'eleyi yazarken, ihtiyarsız olarak kalemim, üslûbunu, şu latîf latîfeye çevirdi. Ben de kalemimi serbest bıraktım. Ümîd ederim ki, üslûbun latîfeliği, mes'elenin ciddiyetine halel vermesin…
