Hem de Rubûbiyet’in kemâl-i kudreti dahi ister ki; abd, kendi za'fını ve mahlûkatın aczini görmekle kudret-i Samedâniye’nin azamet-i âsârına karşı istihsân ve hayret içinde “Allâhuekber” deyip huzû ile rükûa gidip, O’na ilticâ ve tevekkül etsin.
Hem, Rubûbiyet’in nihâyetsiz hazine-i rahmeti de ister ki; abd, kendi ihtiyacını ve bütün mahlûkatın fakr ve ihtiyacâtını suâl ve duâ lisânıyla izhâr ve Rabbinin ihsân ve in'âmâtını şükür ve senâ ile ve “Elhamdülillâh” ile ilân etsin.
Demek, namazın ef'âl ve akvâli, bu mânâları tazammun ediyor ve bunlar için taraf-ı İlâhî’den vaz'edilmişler.
Üçüncü Nükte
ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Nasıl ki insan, şu âlem-i kebîrin bir misâl-i musağğarıdır. Ve Fâtiha-i Şerîfe, şu Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân’ın bir timsâl-i münevveridir. Namaz dahi bütün ibâdâtın envâ'ını şâmil bir fihriste-i nurâniyedir. Ve bütün esnâf-ı mahlûkatın elvân-ı ibâdetlerine işâret eden bir harita-i kudsiyedir.
Dördüncü Nükte
DÖRDÜNCÜ NÜKTE: Nasıl ki haftalık bir saatin sâniye ve dakika ve saat ve günlerini sayan milleri birbirine bakarlar, birbirinin misâlidirler ve birbirinin hükmünü alırlar.
Öyle de, Cenâb-ı Hakk’ın bir saat-ı kübrâsı olan şu âlem-i dünyanın sâniyesi hükmünde olan gece ve gündüz deverânı ve dakikaları sayan seneler ve saatleri sayan tabakàt-ı ömr-ü insan ve günleri sayan edvâr-ı ömr-ü âlem; birbirine bakarlar, birbirinin misâlidirler ve birbirinin hükmündedirler ve birbirini hatırlatırlar. Meselâ:
Fecir zamanı, tulû'a kadar; evvel-i bahar zamanına, hem insanın rahm-ı mâdere düştüğü âvânına, hem semâvât ve arzın altı gün hilkatinden birinci gününe benzer ve hatırlatır. Ve onlardaki Şuûnât-ı İlâhiye’yi ihtar eder.
Zuhr zamanıise; yaz mevsiminin ortasına, hem gençlik kemâline, hem ömr-ü dünyadaki hilkat-ı insan devrine benzer ve işâret eder. Ve onlardaki tecelliyât-ı rahmeti ve füyûzât-ı ni'meti hatırlatır.
Asr zamanı ise; güz mevsimine, hem ihtiyarlık vaktine, hem Âhirzaman Peygamberi’nin (Aleyhissalâtü Vesselâm) Asr-ı Saâdet’ine benzer. Ve onlardaki Şuûnât-ı İlâhiye’yi ve in'âmât-ı Rahmâniye’yi ihtar eder.
Mağrib zamanı ise; güz mevsiminin âhirinde pek çok mahlûkatın gurûbunu, hem insanın vefâtını, hem dünyanın kıyâmet ibtidâsındaki harâbiyetini ihtar ile, tecelliyât-ı Celâliye’yi ifhâm ve beşeri gaflet uykusundan uyandırır, îkaz eder.
İşâ vakti ise; âlem-i zulümât, nehâr âleminin bütün âsârını siyah kefeni ile setretmesini, hem kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü
