âyinesi olan göz bebeğinden daha yakın olduğu hâlde, sen, mukayyed ve maddede mahpus olduğun için ondan gayet uzaksın. Onun, yalnız bir kısım akisleriyle, gölgeleriyle temâs edebilirsin ve bir nev'i cilveleriyle ve cüz'î tecellîleriyle görüşebilirsin ve bir sınıf sıfatları hükmünde olan elvânlarına ve bir tâife isimleri hükmünde olan şuâlarına ve mazharlarına yanaşabilirsin. Eğer güneşin mertebe-i aslîsine yanaşmak ve bizzat doğrudan doğruya güneşin zâtı ile görüşmek istersen o vakit pek çok kayıtlardan tecerrüd etmekliğin ve pek çok merâtib-i külliyetten geçmekliğin lâzım gelir. Âdeta sen, ma'nen tecerrüd cihetiyle küre-i arz kadar büyüyüp, hava gibi rûhen inbisat edip ve kamer kadar yükselip, bedir gibi mukâbil geldikten sonra bizzat perdesiz onunla görüşüp, bir derece yanaşmak da'vâ edebilirsin. Öyle de; o Celîl-i Pür-kemâl, o Cemîl-i Bîmisâl, o Vâcibü'l-Vücûd, o Mûcid-i Küll-i Mevcûd, o Şems-i Sermed, o Sultan-ı Ezel ve Ebed, sana senden yakındır. Sen, O’ndan nihâyetsiz uzaksın.
Kuvvetin varsa temsîldeki dekàiki tatbik et...
Sâniyen: Meselâ: ﴾ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى ﴿ Bir pâdişahın çok isimleri içinde “Kumandan” ismi çok mütedâhil dâirelerde tezâhür eder. Serasker dâire-i külliyesinden tut, müşîriyet ve ferîkiyet, tâ yüzbaşı, tâ onbaşıya kadar geniş ve dar, küllî ve cüz'î dâirelerde de zuhûr ve tecellîsi vardır. Şimdi bir nefer, hizmet-i askeriyesinde onbaşı makamında tezâhür eden cüz'î kumandanlık noktasını merci' tutar, kumandan-ı a'zamına şu cüz'î cilve-i ismiyle temâs eder ve münâsebetdâr olur. Eğer asıl ismiyle temâs etmek, ona o ünvân ile görüşmek istese onbaşılıktan tâ serasker mertebe-i külliyesine çıkmak lâzım gelir. Demek pâdişah, o nefere ismiyle, hükmüyle, kanunuyla ve ilmiyle, telefonuyla ve tedbiriyle ve eğer o pâdişah, evliyâ-i ebdâliyeden nurânî olsa, bizzat huzuruyla gayet yakındır. Hiçbir şey mâni olup hâil olamaz. Hâlbuki; o nefer, gayet uzaktır. Binler mertebeler hâil, binler hicâblar fâsıldır. Fakat bazen merhamet eder, hilâf-ı âdet bir neferi huzuruna alır, lütfuna mazhar eder...
Öyle de; emr-i ﴾ كُنْ فَيَكُونُ ﴿ e mâlik, güneşler ve yıldızlar emirber nefer hükmünde olan Zât-ı Zülcelâl, herşeye herşeyden daha ziyâde yakın olduğu hâlde herşey O’ndan nihâyetsiz uzaktır. O’nun huzur-u Kibriyâ’sına perdesiz girmek istenilse zulmânî ve nurânî, yani maddî ve ekvânî ve esmâî ve sıfâtî yetmiş binler hicâbdan geçmek, her ismin binler hususî ve küllî derecât-ı tecellîsinden çıkmak, gayet yüksek tabakàt-ı sıfâtında mürûr edip tâ ism-i a'zamına mazhar olan Arş-ı A'zamına urûc etmek;
