güneşin cilveleridir. Demek o parlayan katarâtlar, zuhûruyla ve gelmeleriyle Güneş’in vücûdunu gösterdikleri gibi; gurûblarıyla, zevâlleriyle, Güneş’in bekàsını ve devamını ve birliğini gösteriyorlar. Aynen öyle de: Şu mevcûdât-ı seyyâle, vücûdlarıyla ve hayatlarıyla Vâcibü'l-Vücûd’un vücûb u vücûduna ve ehadiyetine şehâdet ettikleri gibi; zevâlleriyle, ölümleriyle o Vâcibü'l-Vücûd’un ezeliyetine, sermediyetine ve ehadiyetine şehâdet ederler. Evet gece gündüz, kış ve yaz, asırlar ve devirlerin değişmesiyle gurûb ve ufûl içinde teceddüd eden ve tazelenen masnûât-ı cemîle, mevcûdât-ı latîfe, elbette bir àlî ve sermedî ve dâimü't-tecellî bir cemâl sâhibinin vücûd ve bekà ve vahdetini gösterdikleri gibi; o masnûât, esbâb-ı zâhiriye-i süfliyeleriyle beraber zevâl bulup ölmeleri, o esbâbın hiçliğini ve bir perde olduğunu gösteriyorlar. Şu hâl kat'iyyen isbât eder ki; şu san'atlar, şu nakışlar, şu cilveler, bütün esmâsı kudsiye ve cemîle olan bir Zât-ı Cemîl-i Zülcelâl’in tazelenen san'atlarıdır, tahavvül eden nakışlarıdır, taharrük eden âyineleridir, birbiri arkasından gelen sikkeleridir, hikmetle değişen hâtemleridir...
Elhâsıl: Şu kitab-ı kebîr-i kâinât, nasıl ki vücûd ve vahdete dair âyât-ı tekvîniyeyi bize ders veriyor; öyle de: O Zât-ı Zülcelâl’in bütün evsâf-ı kemâliye ve cemâliye ve celâliyesine de şehâdet eder. Ve kusursuz ve noksansız kemâl-i Zâtî’sini isbât ederler. Çünkü; bedîhîdir ki, bir eserde kemâl, o eserin menşe' ve mebde'i olan fiilin kemâline delâlet eder. Fiilin kemâli ise, ismin kemâline ve ismin kemâli, sıfatın kemâline ve sıfatın kemâli, şe'n-i zâtînin kemâline ve şe'nin kemâli, o zât-ı zîşuûnun kemâline, hadsen ve zarûreten ve bedâheten delâlet eder. Meselâ; nasıl ki kusursuz bir kasrın mükemmel olan nukùş ve tezyînâtı, arkalarında bir usta ef'âlinin mükemmeliyetini gösterir. O ef'âlin mükemmeliyeti, o fâil ustanın rütbelerini gösteren ünvânları ve isimlerinin mükemmeliyetini gösterir ve o esmâ ve ünvânlarının mükemmeliyeti, o ustanın san'atına dair sıfatlarının mükemmeliyetini gösterir ve o san'at ve sıfatlarının mükemmeliyeti, o san'at sâhibinin şuûn-u zâtiye denilen kàbiliyet ve isti'dat-ı zâtiyesinin mükemmeliyetini gösterir ve o şuûn ve kàbiliyet-i zâtiyenin mükemmeliyeti, o ustanın mâhiyet-i zâtiyesinin mükemmeliyetini gösterdiği misillû, aynen öyle de: Şu kusursuz, fütûrsuz ﴾هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ﴿ sırrına mazhar olan şu âsâr-ı meşhûde-i âlem, şu mevcûdât-ı muntazama-i kâinâtta olan san'at ise; bilmüşâhede bir müessir-i zi'l-iktidarın kemâl-i ef'âline delâlet eder. O kemâl-i ef'âl ise, bilbedâhe o Fâil-i Zülcelâl’in kemâl-i esmâsına delâlet eder. O kemâl-i esmâ ise, bizzarûre o esmânın Müsemmâ-i Zülcemâl’inin kemâl-i sıfâtına delâlet ve şehâdet eder. O kemâl-i sıfât ise, bilyakìn o Mevsuf-u Zülkemâl’in kemâl-i şuûnuna delâlet ve şehâdet eder.
