İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 61 / 765
61

yetiştiriliyor. Öyle ulvî bir keremle ziyâfetler, ikramlar olunuyor ki, nihâyetsiz bir kerem eli içinde işlediğini bedâheten gösteriyor.

Meselâ: Bahar mevsiminde Cennet hûrileri tarzında bütün ağaçları sündüs-misâl libâslar ile giydirip, çiçek ve meyvelerin murassaâtıyla süslendirip, hizmetkâr ederek, onların latîf elleri olan dallarıyla çeşit çeşit, en tatlı, en musanna' meyveleri bize takdim etmek; hem, zehirli bir sineğin eliyle şifâlı, en tatlı balı bize yedirmek; hem, en güzel ve yumuşak bir libâsı elsiz bir böceğin eliyle bize giydirmek; hem, rahmetin büyük bir hazinesini küçük bir çekirdek içinde bizim için saklamak ne kadar cemîl bir kerem, ne kadar latîf bir rahmet eseri olduğu bedâheten anlaşılır.

Hem, insan ve bazı canavarlardan başka, Güneş ve Ay ve Arz’dan tut, tâ en küçük mahlûka kadar herşey kemâl-i dikkatle vazifesine çalışması, zerrece haddinden tecâvüz etmemesi, bir azîm heybet tahtında umumî bir itâat bulunması; büyük bir celâl ve izzet sâhibinin emriyle hareket ettiklerini gösteriyor.

Hem, gerek nebâtî ve gerek hayvanî ve gerek insanî bütün vâlidelerin o rahîm şefkatleriyle (Hâşiye) [^7] ve süt gibi o latîf gıdâ ile, o âciz ve zaîf yavruların terbiyesi, ne kadar geniş bir rahmetin cilvesi işlediği bedâheten anlaşılır.

[^7]:(Hâşiye) Evet, aç bir arslan, zaîf bir yavrusunu kendi nefsine tercih ederek, elde ettiği bir eti yemeyip yavrusuna vermesi; hem, korkak tavuk, yavrusunu himâye için ite, arslana saldırması; hem, incir ağacı, kendi çamur yiyerek yavrusu olan meyvelerine hàlis süt vermesi, bilbedâhe, nihâyetsiz Rahîm, Kerîm, Şefîk bir Zât'ın hesabıyla hareket ettiklerini kör olmayana gösteriyorlar. Evet nebâtât ve behîmiyât gibi şuûrsuzların gayet derecede şuûrkârâne ve hakîmâne işler görmesi bizzarûre gösterir ki; gayet derecede Alîm ve Hakîm birisi vardır ki, onları işlettiriyor. Onlar, O'nun nâmıyla işliyorlar...

Bu âlemin Mutasarrıf’ının, mâdem nihâyetsiz böyle bir keremi, nihâyetsiz böyle bir rahmeti, nihâyetsiz öyle bir celâl ve izzeti vardır... Nihâyetsiz celâl ve izzet, edebsizlerin te'dibini ister. Nihâyetsiz kerem, nihâyetsiz ikram ister. Nihâyetsiz rahmet, kendine lâyık ihsân ister.

Hâlbuki bu fânî dünyada ve kısa ömürde, denizden bir damla gibi milyonlar cüz'den ancak bir cüz'ü yerleşir ve tecellî eder. Demek o kereme lâyık ve o rahmete şâyeste bir dâr-ı saâdet olacaktır. Yoksa, gündüzü ışığıyla dolduran güneşin vücûdunu inkâr etmek gibi, bu görünen rahmetin vücûdunu inkâr etmek lâzım gelir.

Çünkü; bir daha dönmemek üzere zevâl ise; şefkati, musîbete; muhabbeti, hirkate; ve ni'meti, nıkmete; ve aklı, meş'ûm bir âlete; ve lezzeti, eleme kalbettirmekle hakikat-i rahmetin intifâsı lâzım gelir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.