İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 75 / 765
75

mühim semere veren beşerin amelleri hıfz içinde gözetilmek sûretiyle, ehemmiyetle zaptedilmemesi kàbil midir! Hayır ve asla!..

Evet şu Hafîziyet’in bu sûrette tecellîsinden anlaşılıyor ki: Şu mevcûdâtın Mâlik’i, mülkünde cereyan eden herşeyin inzibatına büyük bir ihtimamı var. Hem, hâkimiyet vazifesinde nihâyet derecede dikkat eder. Hem, Rubûbiyet-i saltanatında gayet ihtimamı gözetir. O derece ki, en küçük bir hâdiseyi, en ufak bir hizmeti yazar, yazdırır. Mülkünde cereyan eden herşeyin sûretini müteaddid şeylerde hıfzeder.

Şu Hafîziyet işâret eder ki: Ehemmiyetli bir muhâsebe-i a'mâl defteri açılacak ve bilhassa mâhiyetçe en büyük, en mükerrem, en müşerref bir mahlûk olan insanın büyük olan amelleri, mühim olan fiilleri; mühim bir hesab ve mîzana girecek, sahife-i amelleri neşredilecek.

Acaba, hiç kàbil midir ki; insan, hilâfet ve emânetle mükerrem olsun, Rubûbiyet’in külliyat-ı şuûnuna şâhid olarak kesret dâirelerinde, Vahdâniyet-i İlâhiye’nin dellâllığını ilân etmekle, ekser mevcûdâtın tesbihât ve ibâdetlerine müdâhale edip zâbitlik ve müşâhidlik derecesine çıksın da; sonra kabre gidip, rahatla yatsın ve uyandırılmasın! Küçük-büyük her amellerinden suâl edilmesin! Mahşer’e gidip Mahkeme-i Kübrâ’yı görmesin! Hayır ve asla!..

Hem, bütün gelecek zamanda olan (Hâşiye) [^21] mümkinâta kàdir olduğuna,

[^21]:(Hâşiye) Evet, zaman-ı hâzırdan, tâ ibtidâ-i hilkat-ı âleme kadar olan zaman-ı mâzi, umumen vukûâttır. Vücûda gelmiş herbir günü, herbir senesi, herbir asrı; birer satırdır, birer sahifedir, birer kitaptır ki, kalem-i Kader ile tersîm edilmiştir. Dest-i Kudret, mu'cizât-ı âyâtını onlarda kemâl-i hikmet ve intizam ile yazmıştır. Şu zamandan tâ Kıyâmet'e, tâ Cennet'e, tâ ebede kadar olan zaman-ı istikbâl; umumen imkânâttır. Yani, mâzi vukûâttır, istikbâl imkânâttır. İşte o iki zamanın iki silsilesi birbirine karşı mukàbele edilse; nasıl ki dünkü günü halkeden ve o güne mahsûs mevcûdâtı icâd eden Zât; yarınki günü mevcûdâtıyla halketmeye muktedir olduğu hiçbir vecihle şübhe getirmez. Öyle de, şübhe yoktur ki; şu meydân-ı garâib olan zaman-ı mâzinin mevcûdâtı ve hàrikaları, bir Kadîr-i Zülcelâl'in mu'cizâtıdır. Kat'î şehâdet ederler ki, o Kadîr, bütün istikbâlin, bütün mümkinâtın icâdına, bütün acâibinin izhârına muktedirdir. Evet, nasıl ki, bir elmayı halkedecek; elbette dünyada bütün elmaları halketmeye ve koca baharı icâd etmeye muktedir olmak gerektir. Baharı icâd etmeyen, bir elmayı icâd edemez. Zîra o elma, o tezgâhta dokunuyor. Bir elmayı icâd eden, bir baharı icâd edebilir. Bir elma; bir ağacın, belki bir bahçenin, belki bir kâinâtın misâl-i musağğarıdır. Hem san'at itibariyle koca ağacın bütün tarih-i hayatını taşıyan elmanın çekirdeği itibariyle öyle bir hàrika-i san'attır ki; onu öylece icâd eden, hiçbir şeyden âciz kalmaz. Öyle de, bugünü halkeden, Kıyâmet gününü halkedebilir ve baharı icâd edecek, haşrin icâdına muktedir bir Zât olabilir. Zaman-ı mâzinin bütün âlemlerini zamanın şeridine kemâl-i hikmet ve intizam ile takıp gösteren; elbette istikbâl şeridine dahi başka kâinâtı takıp gösterebilir ve gösterecektir. Kaç Söz'lerde, bilhassa Yirmiikinci Söz'de gayet kat'î isbât etmişiz ki: "Herşeyi yapamayan hiçbir şeyi yapamaz ve bir tek şeyi halkeden herşeyi yapabilir. Hem, eşyanın icâdı bir tek Zât'a verilse, bütün eşya, bir tek şey gibi kolay olur ve sühûlet peydâ eder. Eğer müteaddid esbâba verilse ve kesrete isnâd edilse, bir tek şeyin icâdı, bütün eşyanın icâdı kadar müşkülâtlı olur ve imtina' derecesinde suûbet peydâ eder..".

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.