Tûbâ-i hilkatten semâvât şıkkına, hep Kehkeşân ağsânına,
Bir Cemîl-i Zülcelâl’in, dest-i hikmetle takılmış pek güzel meyveleriyiz biz! ∗ ∗
Şu semâvât ehline birer mescid-i seyyâr, birer hâne-i devvâr, birer ulvî âşiyâne;
Birer misbâh-ı nevvâr, birer gemi-i cebbâr, birer tayyareleriz biz! ∗ ∗
Bir Kadîr-i Zülkemâl’in, bir Hakîm-i Zülcelâl’in birer mu'cize-i kudret,
Birer hàrika-i san'at-ı hàlıkane, birer nâdire-i hikmet, birer dâhiye-i hilkat, birer nur âlemiyiz biz! ∗ ∗
Böyle yüzbin dil ile yüzbin bürhân gösteririz; işittiririz insan olan insana.
Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü, hem işitmez sözümüzü, hak söyleyen âyetleriz biz! ∗ ∗
Sikkemiz bir, tuğrâmız bir, Rabbimize musahharız, müsebbihiz, zikrederiz abîdâne,
Kehkeşânın halka-i kübrâsına mensûb birer meczûblarız biz!”
dediklerini hayâlen dinledim. ∗∗∗
