İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 483 / 765
483

bulmak için der ki: “Şu mesâil, ictihâdiyedirler. O mesâilde mezhebler birbirine muhâlif gidiyor. Hem onlar da bizim gibi insanlardır, hatâ edebilirler. Öyle ise; biz de onlar gibi ictihâd ederiz, istediğimiz gibi ibâdetimizi yaparız. Onlara tâbi olmağa ne mecburiyetimiz var?” İşte bu bedbahtlar, bu desîse-i şeytaniye ile, başlarını mezâhibin zincirinden çıkarıyorlar. Bunların şu da'vâları ne kadar çürük, ne kadar esâssız olduğu Yirmiyedinci Söz’de kat'î bir sûrette gösterildiğinden ona havâle ederiz.

Sâniyen; o kısım ehl-i dalâlet baktılar ki, müçtehidînlerde iş bitmiyor. Onların omuzlarındaki, yalnız nazariyât-ı diniyedir. Hâlbuki bu kısım ehl-i dalâlet, zarûriyât-ı diniyeyi terk ve tağyîr etmek istiyorlar. “Onlardan daha iyiyiz.” deseler mes'eleleri tamam olmuyor. Çünkü; müçtehidîn, nazariyâta ve kat'î olmayan teferruâta karışabilirler. Hâlbuki bu mezhebsiz ehl-i dalâlet, zarûriyât-ı diniyede dahi fikirlerini karıştırmak ve kàbil-i tebdil olmayan mesâili tebdil etmek ve kat'î erkân-ı İslâmiye’ye karşı gelmek istediklerinden, elbette zarûriyât-ı diniyenin hameleleri ve direkleri olan sahâbelere ilişecekler. Heyhât! Değil bunlar gibi insan sûretindeki hayvanlar, belki hakîki insanlar ve hakîki insanların en kâmilleri olan evliyânın büyükleri, sahâbenin küçüklerine karşı müsâvât da'vâsını kazanamadıkları, gayet kat'î bir sûrette Yirmiyedinci Söz’de isbât edilmiştir.

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى رَسُولِكَ الَّذِي قَالَ: لَا تَسُبُّوا اَصْحَابِي، لَوْ اَنْفَقَ اَحَدُكُمْ مِثْلَ اُحُدٍ ذَهَبًا مَا بَلَغَ نِصْفَ مُدٍّ مِنْ اَصْحَابِي صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ

﴿ سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ﴾ ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.