İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 132 / 765
132

İşte Kur'ân-ı Kerîm’in ilim ve hikmet ve mârifet-i İlâhiye cihetiyle servet ve gınâsı; ve felsefenin ilim ve ibret ve mârifet-i Sâni' cihetindeki fakr ve iflasını gör, ibret al!

İşte bu sırdandır ki; Kur'ân-ı Hakîm, nihâyetsiz parlak, yüksek hakikatleri câmi' olduğundan, şiirin hayâlâtından müstağnîdir. Evet, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın i'câz derecesindeki kemâl-i nizâm ve intizamı ve kitab-ı kâinâttaki intizamât-ı san'atı, muntazam üslûblarıyla tefsir ettikleri hâlde, manzûm olmadığının diğer bir sebebi de budur ki: Âyetlerinin herbir necmi, vezin kaydı altına girmeyip, tâ ekser âyetlere bir nev'i merkez olsun ve kardeşi olsun ve mâbeynlerinde mevcûd münâsebet-i maneviyeye râbıta olmak için, o dâire-i muhîta içindeki âyetlere birer hatt-ı münâsebet teşkil etmesidir. Güyâ serbest herbir âyetin, ekser âyetlere bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü var. Kur'ân içinde binler Kur'ân bulunur ki; herbir meşreb sâhibine birisini verir. Nasıl ki, Yirmibeşinci Söz’de beyân edildiği gibi, Sûre-i İhlâs içinde otuzaltı Sûre-i İhlâs mikdarınca herbiri zi'l-ecniha olan altı cümlenin terkîbâtından müteşekkil bir hazine-i ilm-i tevhid bulunuyor ve tazammun ediyor. Evet, nasıl ki semâda olan intizamsız yıldızların sûreten adem-i intizamı cihetiyle herbir yıldız kayıd altına girmeyip herbirisi ekser yıldızlara bir nev'i merkez olarak dâire-i muhîtasındaki –birer birer– herbir yıldıza, mevcûdât beynindeki nisbet-i hafiyeye işâret olarak, birer hatt-ı münâsebet uzatıyor. Güyâ herbir tek yıldız, necm-i âyet gibi umum yıldızlara bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü vardır. İşte intizamsızlık içinde kemâl-i intizamı gör, ibret al! ﴾ وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ ﴿ nın bir sırrını bil!

Hem âyet-i ﴾ وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُ ﴿ sırrını da bununla anla ki: Şiirin şe'ni; küçük ve sönük hakikatleri, büyük ve parlak hayâllerle süslendirip beğendirmek ister. Hâlbuki Kur'ân’ın hakikatleri o kadar büyük, àlî, parlak ve revnâkdârdır ki; en büyük ve parlak hayâl, o hakikatlere nisbet edilse, gayet küçük ve sönük kalır. Meselâ:

﴿ يَوْمَ نَطْوِي السَّمَٓاءَ كَطَىِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ ﴾ ﴿ يُغْشِي الَّيْلَ النَّـهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثًا ﴾

﴿ اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ ﴾

gibi hadsiz hakikatleri buna şâhiddir.

Kur'ân’ın herbir âyeti, birer necm-i sâkıb gibi i'câz ve hidayet nurunu neşr ile küfrün zulümâtını nasıl dağıttığını görmek, zevketmek istersen;

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.