İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 331 / 765
331

Lâkin bir şart ile kurtulabilirsin ki, sen kendi nefsinin muhabbetine dalmış olan başını kaldırasın ve nefsin mehâsini ile telezzüz ve iftihar eden nazarını çekesin, gökyüzündeki Güneş’in yüzüne atasın. Hem, başaşağı celb-i rızık için toprağa bakan yüzünü, yukarıdaki Şems’e çeviresin. Çünkü; sen, onun âyinesisin. Vazifen, âyinedârlıktır. Bilsen, bilmesen, hazine-i rahmet kapısı olan toprak tarafından senin rızkın gelecektir.

Evet nasıl bir çiçek, Güneş’in küçücük bir âyinesidir. Şu koca Güneş dahi gök denizinde Şems-i Ezelî’nin “NUR” isminden tecellî eden bir lem'anın katre-misâl bir âyinesidir.

Ey kalb-i insanî! Sen, nasıl bir Güneş’in âyinesi olduğunu bundan bil. Bu şartı yaptıktan sonra kemâlini bulursun. Fakat Güneş’i, nefsü'l-emirde nasıl ise, öyle göremezsin. O hakikati, çıplak anlamazsın. Belki, senin sıfatlarının renkleri ona bir renk verir ve kesâfetli dûrbînin bir sûret takar ve kayıtlı kàbiliyetin bir kayıt altına alır.

Şimdi sen dahi ey Katre içine giren hakîm feylesof! Senin Katre-i fikrin dûrbîniyle, felsefenin merdiveniyle tâ Kamer’e kadar terakkî ettin, Kamer’e girdin. Bak, Kamer kendi zâtında kesâfetli, zulümâtlıdır. Ne ziyâsı var, ne hayatı. Senin sa'yin beyhûde, ilmin fâidesiz gitti. Sen ye'sin zulümâtından ve kimsesizliğin vahşetinden ve ervâh-ı habîsenin iz'acatından ve o vahşetin dehşetinden şu şartlar ile kurtulabilirsin ki; tabiat gecesini terkedip hakikat Güneş’ine teveccüh etsen ve yakìnen inansan ki, şu gece nurları gündüz Güneş’inin ışıklarının gölgeleridir... Bu şartı yaptıktan sonra sen kemâlini bulursun. Fakir ve karanlıklı Kamer yerine haşmetli Güneş’i bulursun. Fakat sen dahi öteki arkadaşın gibi, Güneş’i sâfî göremezsin. Belki senin aklın ve felsefen, ünsiyet ve ülfet ettikleri perdeler arkasında ve ilim ve hikmetin nescettiği hicâbların halfinde ve kàbiliyetin verdiği bir renk içinde görebilirsin.

İşte Reşha-misâl üçüncü arkadaşınız ki, hem fakirdir, hem renksizdir. Güneş’in harâretiyle çabuk tebahhur eder, enâniyetini bırakır, buhara biner, havaya çıkar. İçindeki madde-i kesife, nâr-ı aşk ile ateş alır, ziyâ ile nura döner. O ziyânın cilvelerinden gelen bir şuâa yapışır, yanaşır. Ey Reşha-misâl! Mâdem doğrudan doğruya Güneş’e âyinedârlık ediyorsun, sen hangi mertebede bulunsan bulun, ayn-ı Şems’e karşı aynelyakìn bir tarzda, sâfî bakılacak bir delik, bir pencere bulursun. Hem o Şems’in âsâr-ı acîbesini ona vermekte müşkülât çekmeyeceksin. Ona lâyık haşmetli evsâfını tereddüdsüz verebilirsin. Saltanat-ı zâtiyesinin dehşetli âsârını ona vermekte hiçbir şey senin elinden tutup ondan vazgeçiremez. Seni ne berzahların darlığı, ne kàbiliyetlerin kaydı, ne âyinelerin küçüklüğü seni şaşırtmaz, hilâf-ı hakikate sevketmez. Çünkü sen, sâfî, hàlis, doğrudan

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.