| |Sahife No|
|:-:|:-:|
|Ve hâtimenin hâtimesinde mesâil-i müteferrikadan altı mes'ele var ki, birisi Sûre-i Feth’in âhirindeki âyetin bir sırr-ı i'câziyesini açıyor.||
|YİRMİYEDİNCİ SÖZ:
﴿ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَ اِلَى اُولِي الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلاَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لاَتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلاَّ قَلِيلاً ﴾
âyetinin meâlindeki âyâtın ictihâda dair mühim bir hakikatini tefsir eder. Ve bu zamanda haddinden tecâvüz edip ictihâttan dem vuranların haddini bildirip, ihtilâf-ı mezâhibin sırrını güzel beyân eder. “ Bu zamanda eski zaman gibi ictihâd edebiliriz. ” diyenlerin ne kadar yanlış hatâ ettiklerini isbât eder. Bu sözün zeylinde Sahâbe-i Güzîn’in evliyâdan yüksek olan mertebelerini gayet parlak bir sûrette ve kat'î bir tarzda isbât etmekle beraber, Sahâbelerin nev'-i beşer içinde enbiyâdan sonra en mümtâz şahsiyetler olduklarını ve onlara yetişilmediğini kat'î bir sûrette isbât eder.|[467](/sözler/yirmiyedinci-söz/343/2/467/483#4672)|
|YİRMİSEKİZİNCİ SÖZ:
﴿ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ آمَنُو وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هٰذَا الَّذ۪ي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِـه۪ مُتَشَابِهًا وَلَهُمْ ف۪يهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴾
âyetinin Cennet’e ve saâdet-i ebediyeye dair hakikatini te'yid eden yüzer âyâtın mühim bir hakikatini iki makamla tefsir eder. Birinci Makam: “ Beş Suâl ve Cevab ” nâmıyla Cennet’in lezâiz-i cismâniyesine ve hûriler hakkında medâr-ı tenkid olmuş mes'eleleri öyle güzel bir sûrette beyân eder ki, herkesi iknâ eder. İkinci Makam: Arabiyyü'l-ibare olarak oniki lâsiyyemâ kelimesiyle başlar ve gayet kuvvetli ve kat'î ve hiçbir cihette sarsılmaz, Haşre dair, Cennet ve Cehennemin hakkâniyetine medâr binler bürhânı tazammun eden bir bürhân-ı bâhirdir ki; o bürhân, Onuncu Söz’ün menşe'i ve esâsı ve hülâsasıdır.|[484](/sözler/yirmisekizinci-söz/365/2/484/490#4842)|
